« Önceki |

19/10/2009

Cuma saatinin senasına





GÖNÜLCESİNE



Aşkın tezahürü gönlümü tarumar ederken
Senden gelen sitem oklarına gönül siper olmakta.
Bir çözümsüz haldir ki,
Merhemi senden, şifası sendendir.
Cilvende tecelli eden kudret fiilin
Bize bir atiye ve ihsandır da.
Benlik elbisesiyle hüviyetimizi kuşatan
Karanlıktan ayrılamamamız yüzünden
Ol ihsanlara bile erememekteyiz.

Merhametin öylesine kuşatmıştır ki gönüllerimizi
Biz buna rağmen yinede
İsyankârlığın ceberutluğuna soyunmuşuz adeta.
Oysa mührünü vurduğun gönüllerimizde
Vedud ateşinin şuleleri
Bizi sürekli bir günahın mahur bakışına takarak
Senden uzaklaştırırken,
Önümüzde kendimize geleceğimize,
Uzak bir onulmaz acıyı yaşamaya başlıyoruz.

Sevginin merhamet hazzı
Beden mülkümüze bir hoş güzellik katarken,
Ahsen-i takvim oluşumuzun bile farkına varamıyoruz.
Bazende sevgin adına,
Sevdaların fırtınasına tutulup bilmeden
Saf ve samimi duygularımızı tarumar ederiz.

Bunlar hep gönül açlığına takatsizliğimizden
Gıdaların zikir yüklü şevkini
Ruhumuza aktaramadığımızdan.
Biliyorum ki, şah damarımda atarken benim adıma,
Özümde duyduklarıma vakıfsın!
Aczimiz ve öksüzlüğümüz ki
İslam adına bizi hüzünlü kılarken,
istian kapına hacetlerimizi sıralıyoruz

O saf ve pak emanetin
Ruh hüviyetine sadakatimiz,
Ginde senin bize olan
Cemil isminin bir tecellisidir.
Takatimizin güç yetiremeyeceği
Bir yük yüklemedin bize,
Biliriz ki, yüklemezsinde. “
Zalemna enfüsena” istiğfarının
Bir elem nidasıdır ki;
Zulmün afakı sinemizi kuşatıp,
Sevgimizin amellerini
Şehvet çöplüğüne havale ederken...
Ümidin gözyaşlarını
Nefsimize tezkiye eyleyip,
Sevdaların Ahmed’inin hatırına
Vedud güneşinin sıcak nefesini
Gönlümüzde hissedip,
Amellerimizin sahipliğinde
Özümüzü ak ve pak edip,
Bir Ebu-Bekir gibi, bir Rabia gibi,
Abdulkadir gibi, Muhyiddin gibi,
Mevlana gibi, Şems gibi, Yunus gibi
Arınmış amel özüyle, kulluk bilincinde
herlikten erliğe damıtılan olabilmek
Tek arzumuzdur.

İş bu ifade ediş tarzı şahsımdan çok,
Bir bütünlük duasında
Gönül dostlarımın selamı,
Niyazı ve kelamı olup,
Şahsının katına en kalbi duyguların
Açılımında arz olunurken,
Gönüllerimizin hasretine
Bir anlıkta olsa tebessüm,
Ahiretin o namütenahi vuslatı olarak
Yansımaktadır ya Rab!

Varidatı sır yani

19/10/2009

Ledün ilmine furkani bakış


Yüce Allah, Kuran'ın birçok ayetinde peygamberlerine ve bazı elçilerine özel ilimler lütfettiğini bildirmektedir. Gayb bilgisi, ilmi ledün, hikmet ve anlatım çarpıcılığı gibi üstün ilimleri dilediği kullarına veren Rabbimiz, bu rahmetiyle tüm hayatları boyunca olduğu gibi, tebliğleri süresince de elçilerini desteklemiştir.

Allah, kimi zaman elçilerini, inkar edenlerin ve müşriklerin tuzaklarından korumak, kimi zaman da insanların imanına vesile olması için bazı peygamberlerine mucizeler lütfetmiştir. Kuran-ı Kerim'de, Allah'ın mucizelerle desteklediği peygamberlerin hayatları ve tebliğleri detaylı olarak haber verilmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. İbrahim ve Hz. İsa, Rabbimiz'in mucizeler bahşettiği mübarek elçilerinden bazılarıdır. Hz. İsa'nın beşikteyken konuşması, Hz. Musa'nın asasıyla denizi ikiye ayırması bu mucizelerden bazılarıdır.

Allah'ın peygamberlere lütfettiği mucizelerin yanı sıra elçilerine ve bazı mümin kimselere vermiş olduğu farklı ilimler de söz konusudur. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in sahip olduğu gayb bilgileri (Rum Suresi, 1-4), Hz. Lut'un (Enbiya Suresi, 74), Hz. Zülkarneyn'in (Kehf Suresi, 91), Hz. Süleyman ve Hz. Davud'un (Neml Suresi, 16-17), Hz. İsa'nın (Al-i İmran Suresi, 49), Hz. Yusuf'un (Yusuf Suresi, 21), Hz. Yakup'un (Yusuf Suresi, 68), Hz. Musa'nın (Kasas Suresi, 14) ve Hz. Hızır'ın (Kehf Suresi, 65) (Kuran'da bu isim geçmemekte, ancak hadislerde bu mübarek kişinin Hz. Hızır olduğu bildirilmektedir) sahip oldukları ilimlerle ilgili olarak Kuran'da çeşitli bilgiler verilmektedir. Bunlar, diğer insanlardan farklı olarak, Allah'ın seçtiği kullarına lütfettiği ilimlerdir.

Burada öncelikle vurgulanması gereken, tüm ilimlerin sahibinin Yüce Allah olduğu ve bu ilimlerden dilediği kadarını dilediği kullarına öğrettiğidir. Bir kimsenin herhangi bir ilme sahip olması kendisinden değildir; Allah'ın o kişiye kaderinde bir ilim lütfetmesinin sonucudur. Meleklerin, ayette haber verilen "Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32) şeklindeki sözleri, bu gerçeği açık şekilde ifade etmektedir.

Hadislerde, İslam alimlerinin çeşitli açıklamalarında ve İslam tarihi kaynaklarında, Hz. Hızır'ın dönem dönem peygamberlere ve Allah'ın salih kullarına yardımcı ve destekçi olduğuna yönelik bazı bilgiler yer almaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.)


Ahir zamanın kutlu şahsı Hz. Mehdi'ye verilen üstün ilimler

Daha önce değindiğimiz gibi Yüce Allah, Hz. Süleyman'a çeşitli ilimler lütfetmiştir.
Hadislerde ve İslam alimlerinin izahlarında, Hz. Mehdi'nin de Hz. Süleyman gibi
çok özel ilimlere sahip olacağı bildirilmektedir.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin,
Hz. Süleyman gibi kuşların ve diğer canlıların dilini bileceği ve insanların yanı sıra
cinler üzerinde de hakimiyeti olacağı şu şekilde haber verilmektedir:

"O (Mehdi), doğrulanmış, kuş ve bütün hayvanların dillerini bilen biridir.
Onun için adaleti, bütün insanlar ve cinlerce kabul edilecektir." 1


"O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir."2

Hz. Mehdi'nin sahip olacağı bu ilmin "Ledün ilmi" olması muhtemeldir.
Daha önce de Kehf Suresi'nde
Hz. Musa ile Hz. Hızır arasında geçen kıssada da benzer bir ilim bildirilmektedir.


Ledün ilmine vakıf olan kişi, sırları Allah'ın izin verdiği ölçüde keşfedeceği gibi,
bu kişinin çeşitli İlahi sırlardan da haberi olur.
3 Bu ilme sahip olan Hz. Hızır'ın kıssasının Kehf Suresi'nde anlatılması dikkat çekicidir.
Çünkü bu surede anlatılan diğer iki kıssa olan Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn kıssalarının, Hz. Mehdi ile olan yakın ilgisine Peygamberimiz (sav) çeşitli hadisleriyle dikkat çekmiştir.
Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasının da özellikle yine bu surede yer alması,
aralarında geçen olayların yukarıdaki hadislerde olduğu gibi Hz. Mehdi ile yakından ilgisi olabileceğine,
ayrıca Hz. Hızır'ın ilminin Hz. Mehdi'de de bulunabileceğine bir işaret olabilir.
(En doğrusunu Allah bilir.)

Büyük İslam alimlerinden Muhyiddin Arabi açıklamalarında Hz. Mehdi'nin 9 özelliğini saymaktadır.
Dikkat edilirse bunlar arasında hikmet, anlayış, ledün gibi, vehbi ilme ait özellikler yer almaktadır.
Muhyiddin Arabi'nin bu açıklamaları şu şekildedir:

1. Basiret sahibi olması
2. İlahi Kitabı anlaması
3. İlahi Kelam'ın manasını bilmesi
4. Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi
5. Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması
6. Varlıkların sınıflarını bilmesi
7. İşlerin girift taraflarını bilmesi
8. İnsanların ihtiyacını iyi anlaması
9. Bilhassa kendi zamanında ihtiyaç hissedilen gaibi ilimlere vukufu bulunması
(vakıf olması). Çünkü ancak o sayede yeni yeni zuhur edilecek meseleleri halledebilir."


Hz. Süleymanın Yanındaki Kitaptan İlmi Olan Kişi

Kuran'da Hz. Süleyman kıssasında, Sebe Melikesi'nin tahtının bir anda göz açıp kapayıncaya kadar
Hz. Süleyman'ın huzuruna getirildiği bildirilir. Ayetlerde, tahtı getirenin
'Hz. Süleyman'ın yanında kitaptan ilmi olan biri' olduğu haber verilir:

"(Elçinin gitmesinden sonra SüleymanYeni (23)
"Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce,
sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi.
Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim,
ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi.
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki:
"Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim."
Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki:
"Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için
(bu olağanüstü olay gerçekleşti).
Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani
(hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır." (Neml Suresi, 38-40)


Dikkat edilirse, ayetlerde haber verilen bu kişinin 'madde nakli yapabilecek kadar' farklı bir ilme sahip olduğu görülmektedir.
Taht, anında Hz. Süleyman'ın huzuruna getirilmektedir.
Ayrıca Hz. Süleyman'ın bu olaydan sonraki sözleri,
bunun Allah Katından verilen üstün bir ilimle gerçekleştirilmiş olağanüstü bir olay olduğunu göstermektedir.
Bu kişi, kendisine ilim verilen bir mümin olabilir.
rivayetlerde hızır olduğu ve isminin asaf bin berhiya olduğu ifade edilir.(En doğrusunu Allah bilir.)



Cifir (Ebced) İlmini Bilmesi

Hz. Mehdi'nin vehbi ilme ait bir başka özelliği de, Allah'ın izniyle ebced hesabını ve ona ait sırları bilmesidir.
Taşköprülüzade Ahmet Efendi Mevzuatu'l-Ulum isimli eserinde (11/246),
Hz. Mehdi'nin cifr ilmine vakıf olacağını şöyle bildirmiştir:

"Bazıları dediler ki, bu kitabı kemal-i vukuf (olgunluğa ulaşmış) ahir zamanda hurucu
muntazar Hz. Mehdi'nin (çıkışı beklenen Hz. Mehdi'nin) hurucuna mevkuftur ki (çıkışına atfedilmiştir ki),
onlar cifr ilmine vakıf ve sırlarına arif olurlar (bilirler). Kitab-ı enbiyayı salifeden dahi bu ilim varid olmuştur.
(Bu ilim, geçmiş peygamberlere verilen kitaplardan ulaşmış bir ilimdir.)"


Sonuç

Yazı boyunca bir kısmına yer verdiğimiz Kuran'da bildirilen ilim sahibi kişilerin ortak noktası,
kendilerine lütfedilen ilimleri her zaman Allah yolunda kullanmalarıdır.
Tarih boyunca tüm elçiler "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur.
O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98) ayetiyle bildirildiği üzere,
üstün ilim sahibi olanın yalnızca Allah olduğunu bilerek tebliğ görevlerini yerine getirmişlerdir.

Allah'ın izniyle içinde bulunduğumuz ahir zamanda zuhur edecek kutlu şahıslar olan
Hz. İsa ve Hz. Mehdi de, sahip oldukları tüm ilimleri en hikmetli şekilde kullanacak ve İslam ahlakının
dünya hakimiyetine ve böylece adaletin, barışın, refahın ve dostluğun hakim olduğu Altınçağ'a vesile olacaklardır.

Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olmasına vesile olacak,
Müslümanlar arasında büyük bir birlik sağlayacak böylesine kutlu elçilere zemin hazırlamak ve onlara yardımcı olmak
Müslümanların önemli bir görevidir.
Hz. İsa ve Hz. Mehdi gibi mübarek şahısların yakınlarından olabilmek, onlara destek olabilmek,
tüm insanlara yönelik hayırlı faaliyetlerinde onlara yardımcı olabilmek bütün inananlar için büyük bir nimet ve şereftir.



ADAM OLMAK

21.3.2000/



Adam gibi, kıyam edip yücelerek.
Kehf’in sessizliğinde sükût bulup,
Yüzleşirken çağın Dakyanus’uyla
Beklemek yüzlerce yılın misakını
Gönlün Yemliha’sına ererek

Varlığın HAYY hüviyetine bürünmek,
Mernuş hazzında bir ilkbaharı
Tevhitleşerek kucaklamaktır
Muhsinliğin özünde Debernuş’la
Akıtmaktır abıhayatı enfüsten

Kehf’in simyasında Kefeştetayyuş,
Remzin cifrini hazırlarda
Hiçliğin özüne kimyasını, katarak
Kuşatır gönülleri bizim adımıza.
Erdirerek şazenuşun sırrına

Nurul-envarın ruhaniyetinde
Fikrin firkatinde Mekselina.,
Kalabalıklar ötesinde uyanırken,
Kelamlaşır meslina’yla özün arafında
Zikrin tezekküründe azatlık adına

Enfüsi şafaklar ışıtırken ahfanın nurlarını,
Sadrın gönle bir yansımasıdır ki;
Uyanmaktır azaların hüviyetinde.
Kıt mir’leşip ihsana ermektir belkide
Merziyenin atiye ve ihsanlarıyla

Hava, heva’ya kimyasını kararda
Hüviyetine azatlık katmak için,
Kehf’in özünde, herlikten sonra,
Adam olmak, erliğe doğmaktır,
Mutmaine müjdeli soluklarla


Hiçlik ademiyetinde doğarken,
Vedud hazını cennet tadında duyarak
Hayata can solumaktır rakım ile.
Muhammed’i muştuya bayrak olarak
Hızır’laşarak tayı- zamanlarda


Varidatı sır yani

16/10/2009

insanın serüveni

[





İnsan bilirse kendini bulur rabbini

Ben yok asıl bu bir fasıl
Hayat hayki âdem suret

Âdem deki haydır asıl
Bu yüzden külli ruhin zaikatül mevt olunmayıp

Külli nefsin zaikatül mevtle tatlandırıldık
bu sırdandır ki ruha hayat daima hay olarak sunulmakta

İnsan Farkı boyutlarda haz veya elem olarak hisseder

Dünya yaşamındaki davranışları gereği
belkide o zaman fark eder âlemi lâhuttaki fatiha melodisini

Yaşma imza atıldığından buyana vücud ikliminin mimarının

Biz haleflerine gönül ve akıl tekilliğinde hissettirdikleriyle
Hani ilk anda her şey sesten ibaretti,

Sonra da renkten, sonra esirden,
İlk sayha künden ibaret bir sesti,

Sonra fotonlardan oluşan bir renk
Sebül mesani sırrınca tayfın yedi rengince parlayan

Renkten renge dönen
Sonra o renk cümbüşü ses korosunda

Fatihayı kadimleştirir âlemlerde
Âlemler ilk defa enleşir varlık kimliğinde algılanmak adına
Hala hayal olmadığını kanıtlamaya

Bir nidadır su ve toprak
nefsin algılamasına rab sığasında

Muhataplık hitabıyla sunar kendini
Men arafe nefse hu fek ad arafe rabbe hu


Bu garip sırlı mizahi serüven bir halde durmadan hallenirken
Akil olanların tevekkülüne gönüllerden bir tatlı söz düşerki,

inna lillahi ve inna aleyhi racuun
İşte ondan sonra bir kez daha son- ra

Rahmet olarak âlemde tecelli eder
Hem tahayken göklerde ünlenir,

hemde yerde kul olup ta yasinlikle sinlenir
Bilemeyenler gülüp geçer belki ama,

Yazıyla muhatap olanca dinlenir
Zaten itikadın dinle muhatabı olanlar dinli değilmi...
Sizin için din olarak islamı seçtim derken

Din ve resul işbu usul
Muhammedi hiyerarşi ile muhabbeti eylerken hasıl
Kaderin külli sicilinde el adil ve hasıl
Femen miskale zerretin hayren yerah –

Ve men miskale zerretin şerren yerah
Zira her kim bir zerre miktarı hayır işlerse onu görecektir.
Her kim de bir zerre miktarı şer işlerse onu görecektir.

Her oluşum kişinin algılamasıyla mümkünleşir

İster müspet ister menfi
Güzel bakan güzel görür güzel düşünen güzel hisseder
Külli kaderdeki kudret ve karar hem el adil olanın hükmüdür
Hemde kahhar olanın mülkiyetinde bir cebirdir ki o el cebbardır
Kulsa bu muhayyer hayata

elestin bezminde iki secdelik bir irade eylemiyle beli demiştir
bu âlemde bilip bilmemesi şart değil
Nefislerin cebrine ram olarak kötü hasletlerle bezenenlere
Tevhit ağır gelse de sürekli bir anlaşmayla muhatabız ginede

değilmi ki günde kırk kez o sözleşmeyi yenileyip tekrar ederken

Fatihanın sözleşmesine saygımızı yad eder
Kul huvallahu ehad alla hu samed deriz

Ve ehadiyetine şek dokundurtmayız


Demek ki her yaratılan kaderi ilahiye deki

O ilahi konumunda bir sıfatla sıfatlanmış
Velâkin bu dünyada her bir nefis iradesinde muhtar değilmi
Her bir varlık asla hilkate muhalefet edemezken varlığında
Emanetin muhatabına muhayyerlik bahşedilerek

Halife unvanıyla onanan da insandır
Bu yüzden kalb verilmiştir insana

Eğer basiretle bakarsa görecek
Bakamayanlara zaten sözümüz yoktur
yaşarken yaşamın sahibine teşekkürü borç bilenlerle

Bilmeyenlerin âlemdeki imtihan sırrıdır bu anlatılanlar aslında

İslam bize kuranca bir tanıtılmama ile

Resulün tarifinde sunulurken
Biz kuranı okuruz furkanca ve kuranda bizi okur furkanca
O zaman işin sırrınca gönül el veduda açılır

Kul sevmenin sırrına erer
Ve derki Allahümme yâ Mukallibel Kulûb,

sebbit kulûbenâ alâ dînik-
Ey kalbleri evirip çeviren Allahım!

Kalblerimizi dininde sabitleyip perçinle.”
Bu kalbi olanların dil sığasındaki muhammedi senası
kalb yerine yürekle iktifa edenlere söylenecek sözü
Zikretmeyi buraya uygun görmüyor ve diyorum ki
Ya Musarrifel Kulûb, sarrif kulûbenâ ila tâatik-
Ey kalbleri evirip çeviren,

kalblerimizi ibadet ü taat sevdasına çevir!”
Kalblerinde gönül barındıranların sözleri

böylesine niyaz makamında dillenirken
O gönüllerdeki gerçek sahib sevda ve aşkın şerhini
Bir adem oğlunda veya bir havva kızında tecelli eyletirki
İşbu cilveyi-rabbaniye yi çözene aşk olsun

varidatı sıryani

16/10/2009

Yunusun Aşkı






Sevgi üzere kurulmuş
dünya denen bu gezegen!..
Aslolan da sevgi değil midir zaten.
Ariflerin iki kanadından biridir bu asil duygu.

O ulvi kanat olmasaydı erenler
Allah katında
maneviyat zirvesine yükselebilirler miydi?
Sevginin en ileri derecesi olan aşk,
Allah dostlarını manevi açıdan
asumana yükseltmiştir.
Makamdan makama, halden hale taşımış,
Gönüllerini dalga dalga coşturmuştur.
Fakat aşktan kastedilen
Basit anlamda karşı cinslerin
Birbirini sevmesi değildir.
Hakiki aşk, muhabbetullahtır.
Yani bizi yaratan, koruyan ve rızıklandıran
Allah’ı katıksız bir sevgiyle sevmektir.
Beşerî aşklar da ilâhî aşkların
Yansımalarından ibarettir.
Öyle veya böyle!…Sevgi sevgidir.
Sevmekten kimseye zarar gelmez.
Fakat şunu asla unutmamalıyız.
Nefsimiz bize hiçbir zaman iyi şeyleri telkin etmez.
Aşk, nefisten kaynaklanmaz.
Nefisten kaynaklanan şehvetle,
Gönülden gelen aşkı
Birbirine karıştırmamak gerekir.
Günümüzde insanlar
Müzmin bir sevgisizlik hastalığına tutulmuş.
En basit bir gerekçeyle kan dökülüyor.
Toplumun fertleri patlamaya hazır bir bomba gibi….
Pimini çekmek için bir söz yeter de artar da!…
Sanki patlamaya hazır bir yanardağ misali insanımız!…
Bana ne deyip geçemeyiz.
Çünkü patlayacak volkanın lâvlarından
Biz de nasibimize düşen payımızı alacağız.
Aynı dağın eteklerinde yaşıyoruz.
O kızgın lâvlar bir gün bizi de yakıp kavurabilir.
Türk dünyasının sembol isimlerinden
Yunus Emre’yi
İnsanların gönlünde büyüten
Aşk ve muhabbet duygusu değil de nedir?
Onun birinci özelliği aşkı taçlandırmasıdır.
O, hayat felsefesini aşk üzerine kurmuştur.
Bu onun hem hayatında hem de şiirlerinde görülür.
Zaten bu his sadece şiirlerinde kalsaydı inandırıcı olmazdı.
Yaşanılmayan ve yaşatılmayan duyguların tesiri kabil değildir.
Yunus’ta aşk öyle ileri boyutlara varmıştır ki
bu aşk, tutku derecesinde onun kendinden geçmesine,
bir başka kimliğe bürünmesine yol açmıştır.
Durumunu izah etmeye kelimeler kifayet etmemiştir.
Akıllı mı, divane mi olduğunu anlamakta zorlanmaktadır.
Bunu şu mısralarda görebiliyoruz:
Ben yürürem yana yana aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divâne gel gör beni aşk n’eyledi.”
Daha evvel belirttiğimiz gibi Yunus’un aşkı ilâhîdir.
Onun sevgisini
hümanizmle ve mecazi aşklarla ifade edemeyiz.
Bu demek değildir ki
Yunus insanları sevmiyor.
O, Allah’ın dünyadaki halifesi makamındaki
İnsanları da elbette seviyor;
Fakat insanı kutsal bir unsur olarak
Sunup putlaştırmıyor.
Onda esas olan Allah sevgisidir.
Bunu şu beyitte tüm açıklığıyla görebiliriz:

Âşık Yunus seni ister, lütfeyle cemalin göster
Cemalin gören âşıklar, ebedi ölmez Allah’ım!”

Yunus’un kitabında
Kan, kin ve nefret kavramları yazmaz.
Onun yerine sevgi, aşk ve hoşgörü bulunur.
Günümüz insanının teknoloji alanında
Harikulâde buluşlara imza atması
Önemli olmakla birlikte yeterli değildir.
İnsanın manevî dünyasının
Viraneye çevrilmesinin önlenmesi
daha öncelikli bir husustur onun için!…
Kişi kendi iç dünyasını imar etmedikten sonra
göğün yedi katını keşfetse ne mana ifade eder ki?…
Bizi mutlu kılacak unsur,
İç dinamiklerimizi dengeye oturtarak
Dünyayla ahireti paralel olarak tanzim etmektir.
Aksi halde iç huzuru yakalamamız mümkün değildir.
Asr-ı Saadet’teki insanlar
Onca zorluklara ve imkânsızlıklara rağmen
Manevî hayatlarını göz ardı etmedikleri için
Bizlerden çok daha mutluydular.
Demek ki maddiyat tek başına huzuru sağlamıyor.

İç huzuru,
Allah sevgisinin en ileri derecesi olan
muhabbetullahta bulan Yunus’un,
Herkes tarafından sevilip yüceltilmesinin
Esas sebebi ölmeyen duyguları ruhuna nakşedip,
Hayatını ona göre yönlendirmesidir.
Onun bu hususiyetleri
Veciz bir üslûpla dile getiriliyor:

Yunus insan demektir:
Yunus sevgi, Yunus halk.
Yunus vatan demektir:
Yunus yurt, Yunus toprak.
Yunus Türkçe demektir:
Türkçe ak, Türkçe bayrak.
Dertli Yunus, han Yunus,
Derviş Yunus, can Yunus.”

14/8/2009

NAAT-I ÂDEM

NAAT-I ÂDEM
Âdem kerem sahibi hiçliğiyle bilinir
İş bu sırra erenler, deryada yok edilir.
Yokluk bekabillahtır, âdem onun kapısı,
Huve yokluğun remzi, Muhammedse tapısı.

Rakamlar birle başlar, bir sıfırla çoğalır,
Nurun başlangıcından, marifetler dağılır.
O âdemi bildinse, âdeminden geçersin,
Onun olanı verip, sıfırlığı seçersin.

Sıfır daire gibidir, çapı üç yüz altmıştır,
Başlangıcı sonuna, on dokuzla katmıştır.
Besmele on dokuz harf, insan onun şifresi,
Âdem, dünya ve felek, bilinenin cifresi.

Tasavvuf kir temizler, akıl şaşar ne kiri?
Masivadan kurtul da gör, Huve ile sekiri.
Özün sözün olmadan, gönül gözün olmadan,
Bu haller anlaşılmaz, aşk meyinden dolmadan.

Vücudun mahviyeti, kesretinden arınmak,
Vahidin Vahdet;inde, hiçlik ile sarınmak.
Ne Beyazıd şaşmıştır, ne Hallac yalan söyler,
Muhyiddin faş eylemiş, insanlar hayret eder.

Varlık bir kuru emel, ben yok olup, O vardır,
Aklına güvenene bu yol engel, duvardır.
Bilinmeyen meçhule, kılavuzla gidilir,
Âdemliğin şükrüyle, hamdi ona edilir.

Çare-i iksir odur, onla zikir edilir,
Ebeden canın koyan, Haydan, Huya gidilir.

VARIDATI SIR-YANİ

25/7/2009

Depresyonun Farkında Olmayan Depresyonlular

Depresyonun  Farkında Olmayan Depresyonlular

 

Prof. Dr. Kerem Doksat

 

 

Depresyon “ruhsal çöküntü” demektir ve konuyu iki ayrı kavram hâlinde incelemek mümkündür: Birincisi, hepimizin zaman zaman yaşadığımız gelip geçici bedbinlik, bezginlik, isteksizlik ve hüzünlülük, kendine güvensizlik hisleri. Bunlar çoğunlukla kendiliğinden geçen, kafayı başka bir şeye verip aldırış etmeyince düzelen ruh hâlleridir.

 

İkinci durum ise gerçek bir tıbbî hastalıktır ve belirtileri arasında şunlar sayılabilir: Hayattan zevk almama veya eskiden haz veren şeylerin artık pek bir şey ifâde etmemesi, kendini çökkün hissetme, konsantrasyon güçlüğü, güçsüzlük, bitkinlik, iştahsızlık (bâzen de aşırı iştahlılık), zayıflama (bâzen de şişmanlama), uykusuzluk (bâzen de aşırı uyuma), sabahları sıkıntılı ve aşırı keyifsiz kalkma, kendine güven kaybı, kıymetsizlik ve işe yaramama düşünceleri, kolay ağlama, cinsel arzu azalması, kolay sinirlenme, ölüm düşünceleri, intihar niyetleri hattâ plânları veya teşebbüs1eri... Ağır vak’alarda tabloya melânkolik özellikler de ilâve olur: Şiddetli bir isteksizlik ve keyifsizlik, sabaha karşı muazzam bir sıkıntı ve bunalmayla uyanma, terleme, el ayak titremesi ve çarpıntı gibi endişe belirtilerinin yoğun olması...

 

Bunlar iki hafta veya daha uzun süredir mevcutsa ve kişinin işine, gücüne, toplumsal ve ailevî hayatına anlamlı derecede olumsuz tesir ediyorsa, artık buna Majör Depresif Bozukluk denir ve tedavi görmesi gereken bir hastalıktır. Evet! Depresyon gerçekten de verem kadar, ülser kadar, bronşit kadar organik bir hastalıktır ve tıbbî tedavi gerektirir. Burada hasta olan organ beyin ve onun yönetimindeki bütün organizmadır. Bir felçten veya beyin iltihabından farkı, beyindeki ârızanın çok daha moleküler ve işlevsel düzeyde olmasından ibârettir. Ayrıca, bu “iki hafta” şartı da tamamen akademik bir husustur; teşhise varmak için ve âcilen tedavi gerektiren durumlarda bu süre şartı aranmaz. Hattâ, son senelerde yapılan araştırmaların da işaret ettiği gibi, tekrarlayan kısa depresyonlar Majör Depresif Bozukluk’tan daha yüksek oranda intihara yol açmaktadır.

 

Depresyonda beyin hücreleri arasında bilgi alış verişini sağlayan ve bunların hücre içi etkilerini taşıyan maddelerde bir aksama, hatalı çalışma mevcuttur. Son senelerde bu bozukluğun ne olduğu daha da iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Depresyon insanın bağışıklık sistemini bozar, T lenfositleri denen savaşçı hücreleri zayıflatır, kanda kortizol hormonu düzeyini yükselterek bağışıklık zayıflamasına yol acar. Dolayısıyla, her türlü bulaşıcı hastalığa ve hattâ kanser gibi habis hastalıklara yakalanma riski de artar.

 

Depresyonun organizmada yarattığı bu zorlanma yâni stres sonucunda kan yağları artar, yıpranma ve çökme belirtileri ortaya çıkar, migrenden ülsere, astımdan hipertansiyona, alerjiden kolite kadar pek çok psikosomatik hastalık da ya ortaya çıkar ya da azar.

 

Ayrıca, tedavi edilmeyen depresyon vak’alarında alkol bağımlılığı, işgücü kaybı, muhtelif toplumsal ve ailevî sorunlar, cinsel problemler ortaya çıkar.

 

Depresyonu olup da farkında olmayanlar var mıdır?

 

Evet! çok eleştirici üstbenlikleri (süperegoları) olan, zayıflığa tahammül edemeyecek kadar katı, her şeyi mantık ve akılla çizmeye gayret eden, duygularını sürekli bastıran, eğer iş adamı ise işko1ik kişi1erde maskeli depresyona sık rastlanır. Bunlar, durumları çok vahimleşmedikçe, ağlayıp perişan olmazlar; sabah zor kalkmayı yorgunluğa veya uykusuzluğa yorup vitaminler içerler. Çarpıntıları, çeşitli ağrıları, bitkinlikleri ye konsantrasyon güçlüğü sorunları için “alternatif tedaviler”e yönlenir ve maalesef epey sömürülürler. Asabî, gergin ve huzursuz olmalarından etraflarını sorumlu tutup onlara daha çok yüklenir, tam bir kısır döngü içine girerler. Bunların önemli bir kısmı tamamen depresyondan ibâret problemlerini bedensel belirtilermiş gibi yaşayıp fizik tedavi, dâhiliye, nöroloji, beyin omurilik ve sinir sistemi cerrahisi, ortopedi ve benzeri dallardan uzmanlara taşınıp dururlar. Yapılan tetkiklerde ısrarla bir şey çıkmadıkça veya, daha fenâsı, ehemmiyetsiz birtakım şeyler bulunup da her şey ona bağlanınca, gereksiz bir sürü kalp, akciğer, mide, bağırsak ilâçları, ağrı kesiciler, hattâ steroidler verilip bir de bunların yan etkilerinden muzdarip olurlar. Zamanla tam bir hastalık hastası hâline gelirler.

 

Depresyonun Teşhis ve Tedavisinde Şunlar Yapılır:

 

Teşhisi ancak deneyimli bir psikiyatr koyabilir, psikologların bu aşamada bir rolleri yoktur. Bir an evvel enerjik bir şekilde tedaviye başlanmalıdır. Tedavinin “olmazsa olmaz” şartı antidepresan ilâçlar ve psikoterapi kombinasyonudur; gerçek bir Majör Depresyon’da sâdece psikoterapinin etkisi hemen hiç yoktur. Biz, tedavide, hem sebep sonuç zinciri üzerinde sonucu en kısa yoldan düzelten ilâçlar vererek depresyonu düzeltiyor, hem de duygularını ifâde etmeyi, ruhsal çatışma ve çökkünlüklerini bedensel belirtiler olarak değil, olduğu gibi yaşamayı öğretiyoruz bu insanlara. Bunun için de muhtelif psikoterapileri, gevşeme ve rahatlama yöntemlerini, uygun vak’alarda hipnoz ve benzeri alternatifleri gerektiği şekilde kullanıyoruz.

 

Bu gibi gizli, “maskeli” depresyonlara her geçen gün daha sık rastlamaktayız. Modern dünyanın acımasız yarışmacı akışı, zayıflığa veya hataya izin vermeyen acımasız iş dünyası bu tip depresyonlara zemin hazırlıyor. Kezâ, bağımlı, çekingen ve içe dönük yapısı olan kişilerde de maskeli depresyonlara sık rastlanıyor.

 

Her medenî insanin bir psikiyatrının olması esprisini bizlerin de yavaş yavaş yakalaması gerekiyor. Amerikalıların kullandığı hoş bir espri vardır: “Everybody should have a shrink and a lawyer”, yâni “herkesin bir kafa doktoru ve bir de avukatının bulunması gerekir”. Beden sağlığının temelinde ruh sağlığının yattığını artık herkesin fark etmesi gerekiyor...

İstanbul - 06.06.2001

http://sufizimveinsan.com

 

 

 

2/11/2008

Pazarlıklı iman 'Yahudi imanı'dır.

Pazarlıksız iman İbrahim imanı, yani 'İbrahim i iman'dır.
İbrahim'iimanda Allah'a itimat vardır, güven vardır, emniyet ve teslimiyetvardır. Zaten 'iman' emniyetin, 'islam' teslimiyetin öbür adı değilmidir?
İbrahim'i imanda şike yoktur, danışıklı dövüş yoktur, tereddüt yoktur, bahane yoktur, mazaret yoktur, taviz yoktur.
İbrahim'i iman sahibi bilir ki, imanda taviz Yahudileşme alametidir.
İmanından taviz veren felah bulmaz.
İbrahim'iimanda, ateşe atlanması gerekiyorsa göz kırpmadan atlanır. Put kırmakbunu göze almayı gerektirir. Tarih boyunca put kırıcı tüm İbrahim'iiman sahipleri, putçular nezdinde put kırmanın bedelinin çok ağırolduğunu bilirler.
Ateşe atlarken 'şike' ve 'şaka' yapmak için değil 'yanmak'için atlarlar.' Nasıl olsa yanmam' diye değil 'yandım' diye atlarlar.
Allah'lapazarlığa girişmezler.' Rabb'im ben senin için kırdım putları . Seniniçin reddettim nemrutları. Razı olasın diye inkar ettim tağutları.Şimdi sıra sende, İbrahim'i imana sahip olmak, Allah'a faturaçıkarmamaktır. Hele kullara hiç çıkarmamaktır. Allah için yaptığınınfaturasını kullara çıkaran Yahudileşme temayülüne girmiştir.
Eğerbiri böyle yapıyorsa, ya yaptığını, iddia ettiği gibi Allah içinyapmamış; kullar için, el gördülük yapmış, şan-şöhret için yapmış amaadını 'Allah rızası' koymuştur. Ya da Allah'a itimadı sarsılmış, bununsonucunda da 'ecrini' Allah'tan beklemek yerine işin ucuzuna kaçarakinsanlardan devşirme yoluna gitmiştir.
Bu, imanda pazarlık, yani Yahudileşmektir.
Eğer ateşe pazarlıksız atlarsa, asıl o zaman yanmayacaktır.
Yanmayacaktır,çünkü ateşin yakma gücünü yaratan ona seslenecek: 'Ey ateş! İbrahim'eserin ol, selamet ol!'[Enbiya 69] Bu, Allah'a pazarlıksız iman edenlereeşyanın kendi lisanınca teşekkürüdür.
Bu, imanda pazarlık yaparak 'Yahudileşenlere', ateşin verdiği soylu bir derstir.
Pazarlıksız imanın Hz. İbrahim' de bir başka örneğini daha görüyoruz.
İsmail'ini,uzun süren evlat hasretinden sonra ömrünün sonunda kavuştuğuciğerparesini Rabb'ine kurban verirken sergilediği tavır.
Allah biliyordu ki İbrahim, öz evladının boğazına bıçağı çalarken 'gitti yavrum!..' diye çalıyordu.
'Şike' yoktu. Bu bir imtihandı. Hz. Yahya da peygamberdi ama koç gibi boğazlanmıştı.
'Şaka'yoktu Allah'ın sünnetinde. Bu bir sınavdı ve sınavların en çetiniydi.Ateşe atlamaktan bin beterdi çok sevdiği yavrusunu kurban etmek.Kurban, ateşle sınanan imanın son çetin sınavıydı.
Benİsmail'i yatırırım, tam kurban edecekken Allah koçu gönderiverir, diyedüşünmemişti İbrahim. Çünkü o, Rabb'inin ifadesiyle 'çokvefalı'idi.[Necm 37].
Bir baba olarak, hem de çocuğunu çok seven bir baba olarak çalmıştı bıçağı.
Pazarlıkyapmamıştı. Ben tam kurban edecekken, sen koçu gönderiverirsin YaRabb'i dememişti. Pazarlık yapmadığı için koç yetişivermişti.
Bu örnek de, Allah'a pazarlıksız iman edenlere hayvanın verdiği soylu bir dersti.
SenAllah'a candan kurban olursan, senin için kurban olacak koçlargönderilecektir, mesajıydı bu;kurban olanlara, kurban olunurmesajıydı...

12/9/2008

rahmet katrelerinde bir cuma soluğunda dua






Şüphesiz ALLAH ve Melekleri
Peygambere Salat Ederler.
Ey İman Edenler Siz de O'NA Salat edin
ve tam bir teslimiyetle O'NA Selam verin..
(Ahzab-56)


Peygamber efendimiz
Cum'a gününde bir saat vardır,
mü'min bir kul namazda dua ederken
Allah 'dan bir şey ister ve o saate denk gelirse
Allah muhakkak ona icabet eder.
Ashab-ı kiram: '
Bu saat hangi saatdir yâ Resûlellah" dediklerinde: "
İkindi namazı ile güneş batması arasındaki vakittir."
Cum'a günü, ibadet ve ezkâr ile
mü'minle-rin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür'
Buyurdular.


Rabbimizin rahmet ve mağfiretinin ikrami,
İşbu Cuma saatindeki nurların dolduğu,
Maneviyatın cağlayan gibi coştuğu,
Rabbimizin lütuf ve ihsanı olan, sofrasında
Kalplerin, gönüllerin muhabbetle dolduğu,
Hakikat bahçesinde bir gül olan CUMA günümüz
Mübarek olsun, Medineli doslar
RABBİM feyz ve bereketinden faydalanan kullarından olmamızı
Her birimize nasip eylesin,



Yarabbi

Herkesin gönlünü yaratıp
o gönüllerin isteklerini veren rabbim.
Ömrümüzü, günlerimizi ve cumamızı mübarek kıl.
Bizleri doğru olabilen ve de kalabilenlerden eyle!

Bizi en hayırlı kullarınla haşret.
Kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizle
Bize hayat vereceğin şeyler almamızı ihsan et.
Bu kazanacağımız hayırlı şeyleri arkamızdan bize varis kıl.
Bize zulmedenlerden intikamımızı al.
Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et.
Günahlarımızı affet. Bela ve musibetlerimizi defet.
Hastalarımıza şifa ver. Gönüllerimizi nurlandır.
İhtiyaçlarımızı yerine getir.
Ecdat ve evlatlarımıza merhamet et.
Allah’ım, şu geçici dünyayı
En büyük kaygımız ve ilmimizin son hedefi kılma.
Bize dinî ve dünyevî musibetler verme.
Günahlarımız yüzünden
Bize merhamet etmeyecekleri bize musallat etme.
Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi Rabb'imiz!
Sen Kavî'sin, biz ise Sen'in zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız.
Bizi Sen'den başka kim koruyup kollayabilir!
Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi
Bizi de lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla!
Bize ve yeryüzünün değişik yerlerindeki
Bütün inananlara, özellikle de zulme ve haksızlığa uğratılmış
Mazlumlara dünya ve ukbada tasa ve elem sebebi olan
Kötülüklerin hepsini bertaraf et!"

Rabbimiz!
Bizi nezdinden göndereceğin bir ruh ve garazsız, ivazsız
Sen'in muhabbetine ulaştıracak bir marifetle te'yid buyur...
Kalbimizde dolaylı ya da doğrudan
Sen'in rızana ulaştırmayan, ulaştırmayacak olan sevgiler varsa
onlarıda sil süpür..
Tatmak, görmek gibi duygularımızı
Ve hayal, hafıza gibi kalbe bağlı duygularımızı
Sen'in emrine muhalefetten muhafaza eyle!

Allah’ım,
tevbemizi kabul eyle, ruhumuzu yıka, temizle,
Sözlerimizi doğrult, göğsümüzdeki kinleri gider,
Kalplerimizden intikam, kin ve düşmanlığı temizle.”
Bize musallat olan zalimlerin zulümlerini yüzlerine çarp Yâ Rab!
Ayaklarını birbirine dolaştır, onları kahr-u perişan et Yâ Rab!
Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin Yâ Rab!
Biz ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz!”
Bize rahmetinle, merhametinle,
fazlınla kereminle muamele et Yâ Rab!

Mübarek günlerin hürmetine,
Habibin başta olmak üzere elçilerin hürmetine,
Mübarek zatlar hürmetine kabul buyur Yâ Rab!
Şu an, Kâbe-i Muazzama’da ve Mescid-i Nebevî’de Sana dua eden,
Sana yalvaran, Senden af ve mağfiret, inayet ve nusret isteyen
Mübarek ve muhterem zatların dualarını da kabul et Yâ Rab!
Allah’ım, kalplerin tabîb ve ilacı, bedenlerin afiyet ve şifâsı,
Gözlerin nuru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed’e,
Onun âl ve ashâbına, salât ve selâm eyle!
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ a hamd olsun.
Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e,
Onun bütün âl ve ashâbına olsun! Âmin. Âmin.
Binlerle âmin. ve ilacı, bedenlerin afiyet ve şifâsı,
Gözlerin nûru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed’e,
Onun âl ve ashâbına, salât ve selâm eyle!
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ a hamd olsun.
Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e,
onun bütün âl ve ashâbına olsun! Âmin. Âmin.
Binlerle âmin.
Velhamdulillahi Rabbil alemin...
Son nefesimizde kendimize hakim olamadığımız zaman
Bu dua yı sana emanet ediyoruz.
Erde, geçte, dağda, taşta sen yetiştir son nefeste
LA İLAHE İLLALLAH kalbimizi karartma,
LA İLAHE İLLALLAH rızkımızı azaltma,
LA İLAHE İLLALLAH kabrimizi daraltma.
LA İLAHE İLLALAH senden başka kapı aratma,
Allah'ım bizi affeyle, her derdimizi def eyle,
Rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle,
Kabre girdiğimiz zamana sual meleklerini asan eyle.
Evvelimiz ALLAH Ahirimiz ALLAH, Kalbimizde Beytullah,
LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDER RESULALAH,
EŞHEDU ELLE İLAHE İLLALAH
VE EŞHEDU ENLE MUHAMMEDUN ABDUHU VE RASULUHU
Amin...
Bahtına düştük, ey biricik Matlûb'umuz,
Maksûd'umuz, Mahbûb'umuz;
Ne olur, tevbelerimizi kabul, kalblerimizi de ihya buyur!
Buyur ki, günahlarımızı affedebilecek,
Yaralarımızı sarıp tedavi edebilecek
Sen'den başka hiçbir kimse bilmiyoruz.
Girdiğimiz yere dürüstlükle girmemizi sağla
Çıktığımız yerden de dürüstlükle çıkmamızı sağla
Bize TARAFINDAN Hakkıyla güç ver....
Rabbimiz
bizi hidayetle dosdoğru yola ilet ve her işimizde başarılı kıl
amin...
sıryani

16/8/2008

bir ömrün beratına mersiye

 


Sevgi değer dostların cümlesine


Rabbim size bize ve her keze


Gönlünde sakladığı özel dualarıyla nazar eylesin amin

Rabbim bu gün ve gecenin bahtına ve hazzına erdirsin
beratının muştusunu gönlünüzde de kandırsın

bu kudsi gecemiz tüm Müslümanlara
rahmet ,bereket ve ihsanlar sunarken günahlardan temizlenme ile
cennetiyle müjdelenenlerden olmayı nasip eylesin amiiin
Bi hürmeti taha ve yasiiin velhamdulillahi rabbim alemiyn

Cafer Tayyar KENDİR:

berat gecesi münasebetiyle..

 

 

MEVTE AMADE GÜNÜL VİSALİNİN ESARETİNDE DARDIR.
İHLÂSLI AMELLERLE KATINA BERATÇE DİLEKLER VARDIR,
ÖMÜRDEN MESAFELERİ SOKSADA HİCAPLAR ARAYA
MELEKLERLE BIRLESEN GONULLERİMİZ VARDIR.

 

GÜL-İ MUHAMMED-I HUYLU CANLARA SELAM OLSUN
SELAM DIYARINDAN GELEN MELEKLER SİZİ BULSUN,
GONLU HAZAN OLANLAR BU KANDİLİN ŞANINDA
MELEKLERCE BAĞSOLUNUP BERATLE NURLA DOLSUN .


ZULÜMÜYLE ABAT OLMAZ ZALİM VE BARBAR BATI
MAZLUMLARIN FERYADINA CEVAPTIR RABBİN KATI
GÖNLÜMÜZDE Kİ HEYCAN BERATLE ONANIRKEN
SEVGİ BARIŞ VE HUZURLA DUA YIKAR SALTANATI .


NİSAN YAGMURLARI TOPRAGA HAYAT VERDIGI GIBI
BERATIN DUALARINDA HAYAT BULUR GÖNÜLLER
BİR YILIN KULLUĞUNA ŞABANIN ŞANINDA ERİLİRKEN
YESEREN GÖNÜLLERDE TIPKI BASÜ BADELMEVT GİBİ.

 

NE ZAMANDADIR YAKINLIK RABBİMİZE NE MEKÂNDIR
AN HAZZI SADECE ELLER AŞKLA YUKARI KALKTIĞI ANDIR
BU GECEDE BERATININ PAYINA ERDİRİLENLER
YİNEDE KULLUĞUN MÜRİDLİĞİNDE YAKIN OLDUKLARINDIR.

 

RAHMET VE KADRİNİ BEKLEMEKTEYİZ YARAB
YIPRANMIŞ VE KATILAŞMIS GÖNÜLLERİMİZ VAR
BERATIN SICAĞIYLA YUVAMIZA BEREKET DOLSUN
DOSLARIMIN KANDİLİ MUBAREK OLSUN .

 

KARANFILIN SUMBULUN MENEKSENIN ŞANINDA
TEVAZU VE TEVEKKÜL GÖNÜLLERDE GÜL OLSUN
MUHAMMEDİ MUHABBET BERATLE ONANIPTA
İNSANCA GAYRETİMİZ SADETLERE YOL OLSUN.

 

MELEKLER GÖZLERİNİ MESH EYLEYİP YAŞIRTSIN
BU GECE ESİNTİLER TÜM KALPLERİ TAŞIRTSIN
HAYATIMIZA BEDEL OLAN BU GECE DUALARDA
CEM OLMAK DİLEĞİYLE BUKANDİLİ YAŞATSIN.



BU GECENİN GÜZEL YÜZÜ,GÖNLÜNÜZE DOKUNSUN,
MELEKLER BASUCUNDA DULARINA ORTAK OLSUN,
GUL BAHCESINE GIRENLERİN GÜL KOKMASI MİSALİ
ŞERHA ŞERHA BİR YILIN HASADI İSMİNİZE OKUNSUN .



BU GECE DUALARINLA GÜL GÖNDER SEVDIKLERINE,
BERATIN MÜJDESİ MUHABBETLER GETİRSİN
BU GECE ÖYLE İÇTEN VE ÖYLE SAMİMİ YAKARKİ
GÖZYAŞLARINI BİLE TEBESSÜME CEVİRSİN.



MELEKLERİN ELLERİ YUREGINE DOKUNSUN,
BÜTÜN GÜZEL NİYETLER GAYRETİNE SOKULSUN
MELEKLERLE NUZUL EDERKEN KADERİ BERATIMIZ
MUHSİNLİĞİN ŞANINDA İSMİN SALİH OKUNSUN

 

BERATIN BÜYÜSÜNDE MELEKLERCE ONANIN
RAHMET KATRELERİNDE GÜLLER İLE DONANIN
BU KANDİLİN HAZINDA DUALARLA COŞARAK
AZADLIĞA HEM EREREK ABİTLİĞE BULANIN


RAHMETİNLE İLAHİ LEDÜNÜNCE BİR BAĞSIN
BU GECENİN FEYİZİNİ GÖNÜLLERİMİZ SAĞSIN
BİR ÖMRÜN FERAHINDA AZMEDİP BU KANDİLDE
YAGMUR YÜKLÜ BULUTLAR BERATLE BİZE YAĞSIN

VARIDATI SIR YANİ

10/5/2008

babaca nasihatler

 

Ey oğul! Sana takva gerek.

Bu sebeple takvanın îcablarını îfâya gayret et ki,

kalbin iç düşmanlıklardan ve çirkin huylardan kurtulsun.

Hayırla istikâmetlensin.
  Ey oğul! Dünyalık toplarken, gece odun toplayan fakat

eline ne geldiğini bilmeyen kişi gibi olma.

Eline geçen dünyalığın helâl mi haram mı,

meşru mu yoksa gayr-i meşru mu olduğuna dikkat et.

Bütün fiillerinde tevhîd ve takva güneşi ile beraber ol.


  Ey oğul!

Kur’ân ile amel etmek, seni Kur’ân’ın mevkîine yükseltir;

oraya oturtur. Sünnet ile amel etmek ise,

seni Allah’ın Rasûlü’ne yaklaştırır.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kalbî ve manevî himmetiyle, Allah dostlarının kalbleri çevresinden bir an dahî ayrılmazsın.

Allah dostlarının kalblerini güzelleştiren odur.

 

Ey oğul! Haram yemek kalbini öldürür. Helâl yemek ise ihya eder.

Lokma vardır seni dünya ile; lokma vardır seni âhiretle meşgul eder.

Yine lokma vardır, seni dünyâ ve âhiretin Yaratanı’na rağbet ettirir.


  Ey oğul! Nefsinle cihâd hususunda sana yardım edenle arkadaş ol.

Onun sohbetlerinde bulun.

Nefsinin azmasına yardım edenle arkadaş olma.

Önce kendi nefsinle meşgul ol,

kendi nefsine faydalı ol ve kendi nefsini düzelt.

Sonra başkalarıyla meşgul ol.

Başkalarını aydınlattığı hâlde kendini eritip bitiren mum gibi olma.

 

Ey Allah yolunda güzel ameller işlemek isteyen kişi! İhlâslı ol!

Aksi hâlde, boşuna yorulmuş olursun.
  İnsanları irşâd etmek, lafla değil,

gönülden hâlis bir inanış ve iştiyakla gerçekleşir.

Yine bütün bunlar;

halvet, ibâdet, zikir, riyâzât ve murakabe ile alınacak netîcelerdir.

Yoksa, şekilcilikten ve zahirî gösterişten öteye geçmeyen ve ruha asla işlemeyen birtakım davranışlarla elde edilecek neticeler değildir.

 

Bu sebeple,

Allah yolunun yolcusunun dili ile kalbi, i

çi ile dışı, sözü ile özü bir olmalı ve aynı şeyi terennüm etmelidir.


Evliyâullâh’a yakınlık peyda etmeye çalışın.

Çünkü Allah’ın velîsini seven, Allah’ı sevmiş; ona düşmanlık eden,

Allah’a düşmanlık etmiş olur.


  Zikre devam ediniz.

Çünkü zikir, vuslat-ı ilâhî için bir mıknatıs, kurb-i ilâhî için sağlam bir iptir. Zikrullâha devam edenler, Allah ile hoştur.

Allah ile hoş olan, O’na kavuşmuştur.

Zikrin kalbe yerleşmesi sohbetin bereketiyle mümkün olur.

Çünkü kişi dostunun yolundadır.


  Tefekkür,

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ilk amelidir.

Nitekim bütün farzlardan önce

O’nun ibâdeti Allah’ın mahlûkâtını ve nîmetlerini düşünmekten ibaretti.

 

Öyleyse siz de tefekküre iyi sarılın ve ibret vesîlesi yapın.


Dikkat edin!

Elek gibi, unun incesini döküp, kepeğini kendinize koymayın.

 

Sakın ağzınızdan hikmet dökülürken

kalblerinizde hîle ve fesâd olmasın.

Yoksa, “İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutur musunuz?”

(el-Bakara, 44) âyetince hesaba çekilirsiniz.


Kalblerinizi tertemiz yapınız,

çünkü kalb temizliği üst-baş temizliğinden daha önemlidir.

Zaten Allâhu Teâlâ elbiseye değil, kalblere nazar eder.

İstikâmet hududunu gözetip Allah’tan başkasını taleb ve ihtiyar etmeyin.


Tevazu ve sükûnetle kapıyı çalana kapı açılır.

İçeriye kabul edilir.

Boynu bükük olarak içeriye giren, izzetle ağırlanır.