« Önceki | Sonraki »
Şüphesiz ALLAH ve Melekleri
Peygambere Salat Ederler.
Ey İman Edenler Siz de O'NA Salat edin
ve tam bir teslimiyetle O'NA Selam verin..
(Ahzab-56)
Peygamber efendimiz
Cum'a gününde bir saat vardır,
mü'min bir kul namazda dua ederken
Allah 'dan bir şey ister ve o saate denk gelirse
Allah muhakkak ona icabet eder.
Ashab-ı kiram: '
Bu saat hangi saatdir yâ Resûlellah" dediklerinde: "
İkindi namazı ile güneş batması arasındaki vakittir."
Cum'a günü, ibadet ve ezkâr ile
mü'minle-rin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür'
Buyurdular.
Rabbimizin rahmet ve mağfiretinin ikrami,
İşbu Cuma saatindeki nurların dolduğu,
Maneviyatın cağlayan gibi coştuğu,
Rabbimizin lütuf ve ihsanı olan, sofrasında
Kalplerin, gönüllerin muhabbetle dolduğu,
Hakikat bahçesinde bir gül olan CUMA günümüz
Mübarek olsun, Medineli doslar
RABBİM feyz ve bereketinden faydalanan kullarından olmamızı
Her birimize nasip eylesin,
Yarabbi
Herkesin gönlünü yaratıp
o gönüllerin isteklerini veren rabbim.
Ömrümüzü, günlerimizi ve cumamızı mübarek kıl.
Bizleri doğru olabilen ve de kalabilenlerden eyle!
Bizi en hayırlı kullarınla haşret.
Kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizle
Bize hayat vereceğin şeyler almamızı ihsan et.
Bu kazanacağımız hayırlı şeyleri arkamızdan bize varis kıl.
Bize zulmedenlerden intikamımızı al.
Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et.
Günahlarımızı affet. Bela ve musibetlerimizi defet.
Hastalarımıza şifa ver. Gönüllerimizi nurlandır.
İhtiyaçlarımızı yerine getir.
Ecdat ve evlatlarımıza merhamet et.
Allah’ım, şu geçici dünyayı
En büyük kaygımız ve ilmimizin son hedefi kılma.
Bize dinî ve dünyevî musibetler verme.
Günahlarımız yüzünden
Bize merhamet etmeyecekleri bize musallat etme.
Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi Rabb'imiz!
Sen Kavî'sin, biz ise Sen'in zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız.
Bizi Sen'den başka kim koruyup kollayabilir!
Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi
Bizi de lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla!
Bize ve yeryüzünün değişik yerlerindeki
Bütün inananlara, özellikle de zulme ve haksızlığa uğratılmış
Mazlumlara dünya ve ukbada tasa ve elem sebebi olan
Kötülüklerin hepsini bertaraf et!"
Rabbimiz!
Bizi nezdinden göndereceğin bir ruh ve garazsız, ivazsız
Sen'in muhabbetine ulaştıracak bir marifetle te'yid buyur...
Kalbimizde dolaylı ya da doğrudan
Sen'in rızana ulaştırmayan, ulaştırmayacak olan sevgiler varsa
onlarıda sil süpür..
Tatmak, görmek gibi duygularımızı
Ve hayal, hafıza gibi kalbe bağlı duygularımızı
Sen'in emrine muhalefetten muhafaza eyle!
Allah’ım,
tevbemizi kabul eyle, ruhumuzu yıka, temizle,
Sözlerimizi doğrult, göğsümüzdeki kinleri gider,
Kalplerimizden intikam, kin ve düşmanlığı temizle.”
Bize musallat olan zalimlerin zulümlerini yüzlerine çarp Yâ Rab!
Ayaklarını birbirine dolaştır, onları kahr-u perişan et Yâ Rab!
Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin Yâ Rab!
Biz ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz!”
Bize rahmetinle, merhametinle,
fazlınla kereminle muamele et Yâ Rab!
Mübarek günlerin hürmetine,
Habibin başta olmak üzere elçilerin hürmetine,
Mübarek zatlar hürmetine kabul buyur Yâ Rab!
Şu an, Kâbe-i Muazzama’da ve Mescid-i Nebevî’de Sana dua eden,
Sana yalvaran, Senden af ve mağfiret, inayet ve nusret isteyen
Mübarek ve muhterem zatların dualarını da kabul et Yâ Rab!
Allah’ım, kalplerin tabîb ve ilacı, bedenlerin afiyet ve şifâsı,
Gözlerin nuru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed’e,
Onun âl ve ashâbına, salât ve selâm eyle!
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ a hamd olsun.
Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e,
Onun bütün âl ve ashâbına olsun! Âmin. Âmin.
Binlerle âmin. ve ilacı, bedenlerin afiyet ve şifâsı,
Gözlerin nûru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed’e,
Onun âl ve ashâbına, salât ve selâm eyle!
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ a hamd olsun.
Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e,
onun bütün âl ve ashâbına olsun! Âmin. Âmin.
Binlerle âmin.
Velhamdulillahi Rabbil alemin...
Son nefesimizde kendimize hakim olamadığımız zaman
Bu dua yı sana emanet ediyoruz.
Erde, geçte, dağda, taşta sen yetiştir son nefeste
LA İLAHE İLLALLAH kalbimizi karartma,
LA İLAHE İLLALLAH rızkımızı azaltma,
LA İLAHE İLLALLAH kabrimizi daraltma.
LA İLAHE İLLALAH senden başka kapı aratma,
Allah'ım bizi affeyle, her derdimizi def eyle,
Rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle,
Kabre girdiğimiz zamana sual meleklerini asan eyle.
Evvelimiz ALLAH Ahirimiz ALLAH, Kalbimizde Beytullah,
LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDER RESULALAH,
EŞHEDU ELLE İLAHE İLLALAH
VE EŞHEDU ENLE MUHAMMEDUN ABDUHU VE RASULUHU
Amin...
Bahtına düştük, ey biricik Matlûb'umuz,
Maksûd'umuz, Mahbûb'umuz;
Ne olur, tevbelerimizi kabul, kalblerimizi de ihya buyur!
Buyur ki, günahlarımızı affedebilecek,
Yaralarımızı sarıp tedavi edebilecek
Sen'den başka hiçbir kimse bilmiyoruz.
Girdiğimiz yere dürüstlükle girmemizi sağla
Çıktığımız yerden de dürüstlükle çıkmamızı sağla
Bize TARAFINDAN Hakkıyla güç ver....
Rabbimiz
bizi hidayetle dosdoğru yola ilet ve her işimizde başarılı kıl
amin...
sıryani
Rabbim bu gün ve gecenin bahtına ve hazzına erdirsin bu kudsi gecemiz tüm Müslümanlara MEVTE AMADE GÜNÜL VİSALİNİN ESARETİNDE DARDIR. GÜL-İ MUHAMMED-I HUYLU CANLARA SELAM OLSUN NE ZAMANDADIR YAKINLIK RABBİMİZE NE MEKÂNDIR RAHMET VE KADRİNİ BEKLEMEKTEYİZ YARAB KARANFILIN SUMBULUN MENEKSENIN ŞANINDA MELEKLER GÖZLERİNİ MESH EYLEYİP YAŞIRTSIN BERATIN BÜYÜSÜNDE MELEKLERCE ONANIN VARIDATI SIR YANİ
Sevgi değer dostların cümlesine
Rabbim size bize ve her keze
Gönlünde sakladığı özel dualarıyla nazar eylesin amin
beratının muştusunu gönlünüzde de kandırsın
rahmet ,bereket ve ihsanlar sunarken günahlardan temizlenme ile
cennetiyle müjdelenenlerden olmayı nasip eylesin amiiin
Bi hürmeti taha ve yasiiin velhamdulillahi rabbim alemiyn
Cafer Tayyar KENDİR:
İHLÂSLI AMELLERLE KATINA BERATÇE DİLEKLER VARDIR,
ÖMÜRDEN MESAFELERİ SOKSADA HİCAPLAR ARAYA
MELEKLERLE BIRLESEN GONULLERİMİZ VARDIR.
SELAM DIYARINDAN GELEN MELEKLER SİZİ BULSUN,
GONLU HAZAN OLANLAR BU KANDİLİN ŞANINDA
MELEKLERCE BAĞSOLUNUP BERATLE NURLA DOLSUN .
ZULÜMÜYLE ABAT OLMAZ ZALİM VE BARBAR BATI
MAZLUMLARIN FERYADINA CEVAPTIR RABBİN KATI
GÖNLÜMÜZDE Kİ HEYCAN BERATLE ONANIRKEN
SEVGİ BARIŞ VE HUZURLA DUA YIKAR SALTANATI .
NİSAN YAGMURLARI TOPRAGA HAYAT VERDIGI GIBI
BERATIN DUALARINDA HAYAT BULUR GÖNÜLLER
BİR YILIN KULLUĞUNA ŞABANIN ŞANINDA ERİLİRKEN
YESEREN GÖNÜLLERDE TIPKI BASÜ BADELMEVT GİBİ.
AN HAZZI SADECE ELLER AŞKLA YUKARI KALKTIĞI ANDIR
BU GECEDE BERATININ PAYINA ERDİRİLENLER
YİNEDE KULLUĞUN MÜRİDLİĞİNDE YAKIN OLDUKLARINDIR.
YIPRANMIŞ VE KATILAŞMIS GÖNÜLLERİMİZ VAR
BERATIN SICAĞIYLA YUVAMIZA BEREKET DOLSUN
DOSLARIMIN KANDİLİ MUBAREK OLSUN .
TEVAZU VE TEVEKKÜL GÖNÜLLERDE GÜL OLSUN
MUHAMMEDİ MUHABBET BERATLE ONANIPTA
İNSANCA GAYRETİMİZ SADETLERE YOL OLSUN.
BU GECE ESİNTİLER TÜM KALPLERİ TAŞIRTSIN
HAYATIMIZA BEDEL OLAN BU GECE DUALARDA
CEM OLMAK DİLEĞİYLE BUKANDİLİ YAŞATSIN.
BU GECENİN GÜZEL YÜZÜ,GÖNLÜNÜZE DOKUNSUN,
MELEKLER BASUCUNDA DULARINA ORTAK OLSUN,
GUL BAHCESINE GIRENLERİN GÜL KOKMASI MİSALİ
ŞERHA ŞERHA BİR YILIN HASADI İSMİNİZE OKUNSUN .
BU GECE DUALARINLA GÜL GÖNDER SEVDIKLERINE,
BERATIN MÜJDESİ MUHABBETLER GETİRSİN
BU GECE ÖYLE İÇTEN VE ÖYLE SAMİMİ YAKARKİ
GÖZYAŞLARINI BİLE TEBESSÜME CEVİRSİN.
MELEKLERİN ELLERİ YUREGINE DOKUNSUN,
BÜTÜN GÜZEL NİYETLER GAYRETİNE SOKULSUN
MELEKLERLE NUZUL EDERKEN KADERİ BERATIMIZ
MUHSİNLİĞİN ŞANINDA İSMİN SALİH OKUNSUN
RAHMET KATRELERİNDE GÜLLER İLE DONANIN
BU KANDİLİN HAZINDA DUALARLA COŞARAK
AZADLIĞA HEM EREREK ABİTLİĞE BULANIN
RAHMETİNLE İLAHİ LEDÜNÜNCE BİR BAĞSIN
BU GECENİN FEYİZİNİ GÖNÜLLERİMİZ SAĞSIN
BİR ÖMRÜN FERAHINDA AZMEDİP BU KANDİLDE
YAGMUR YÜKLÜ BULUTLAR BERATLE BİZE YAĞSIN
Ey oğul! Sana takva gerek.
Bu sebeple takvanın îcablarını îfâya gayret et ki,
kalbin iç düşmanlıklardan ve çirkin huylardan kurtulsun.
Hayırla istikâmetlensin.
Ey oğul! Dünyalık toplarken, gece odun toplayan fakat
eline ne geldiğini bilmeyen kişi gibi olma.
Eline geçen dünyalığın helâl mi haram mı,
meşru mu yoksa gayr-i meşru mu olduğuna dikkat et.
Bütün fiillerinde tevhîd ve takva güneşi ile beraber ol.
Ey oğul!
Kur’ân ile amel etmek, seni Kur’ân’ın mevkîine yükseltir;
oraya oturtur. Sünnet ile amel etmek ise,
seni Allah’ın Rasûlü’ne yaklaştırır.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kalbî ve manevî himmetiyle, Allah dostlarının kalbleri çevresinden bir an dahî ayrılmazsın.
Allah dostlarının kalblerini güzelleştiren odur.
Ey oğul! Haram yemek kalbini öldürür. Helâl yemek ise ihya eder.
Lokma vardır seni dünya ile; lokma vardır seni âhiretle meşgul eder.
Yine lokma vardır, seni dünyâ ve âhiretin Yaratanı’na rağbet ettirir.
Ey oğul! Nefsinle cihâd hususunda sana yardım edenle arkadaş ol.
Onun sohbetlerinde bulun.
Nefsinin azmasına yardım edenle arkadaş olma.
Önce kendi nefsinle meşgul ol,
kendi nefsine faydalı ol ve kendi nefsini düzelt.
Sonra başkalarıyla meşgul ol.
Başkalarını aydınlattığı hâlde kendini eritip bitiren mum gibi olma.
Ey Allah yolunda güzel ameller işlemek isteyen kişi! İhlâslı ol!
Aksi hâlde, boşuna yorulmuş olursun.
İnsanları irşâd etmek, lafla değil,
gönülden hâlis bir inanış ve iştiyakla gerçekleşir.
Yine bütün bunlar;
halvet, ibâdet, zikir, riyâzât ve murakabe ile alınacak netîcelerdir.
Yoksa, şekilcilikten ve zahirî gösterişten öteye geçmeyen ve ruha asla işlemeyen birtakım davranışlarla elde edilecek neticeler değildir.
Bu sebeple,
Allah yolunun yolcusunun dili ile kalbi, i
çi ile dışı, sözü ile özü bir olmalı ve aynı şeyi terennüm etmelidir.
Evliyâullâh’a yakınlık peyda etmeye çalışın.
Çünkü Allah’ın velîsini seven, Allah’ı sevmiş; ona düşmanlık eden,
Allah’a düşmanlık etmiş olur.
Zikre devam ediniz.
Çünkü zikir, vuslat-ı ilâhî için bir mıknatıs, kurb-i ilâhî için sağlam bir iptir. Zikrullâha devam edenler, Allah ile hoştur.
Allah ile hoş olan, O’na kavuşmuştur.
Zikrin kalbe yerleşmesi sohbetin bereketiyle mümkün olur.
Çünkü kişi dostunun yolundadır.
Tefekkür,
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ilk amelidir.
Nitekim bütün farzlardan önce
O’nun ibâdeti Allah’ın mahlûkâtını ve nîmetlerini düşünmekten ibaretti.
Öyleyse siz de tefekküre iyi sarılın ve ibret vesîlesi yapın.
Dikkat edin!
Elek gibi, unun incesini döküp, kepeğini kendinize koymayın.
Sakın ağzınızdan hikmet dökülürken
kalblerinizde hîle ve fesâd olmasın.
Yoksa, “İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutur musunuz?”
(el-Bakara, 44)
âyetince hesaba çekilirsiniz.
Kalblerinizi tertemiz yapınız,
çünkü kalb temizliği üst-baş temizliğinden daha önemlidir.
Zaten Allâhu Teâlâ elbiseye değil, kalblere nazar eder.
İstikâmet hududunu gözetip Allah’tan başkasını taleb ve ihtiyar etmeyin.
Tevazu ve sükûnetle kapıyı çalana kapı açılır.
İçeriye kabul edilir.
Boynu bükük olarak içeriye giren, izzetle ağırlanır.
Kur'ân ve sünnetin düzenledikleri ve
Müslümanlar arasında yerleşik bir sistem hâline getirdikleri genel İslamî hayat sistemi ile,
bugün Müslümanlara dayatılan yıkıcı ve fasit hayat sistemini karşılaştırdığımız,
sonra, "Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki,
O onları sever, onlar da O'nu severler.
Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler.
Allah yolunda cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar." (Mâide, 54)
ayetinin işaret ettiği husus üzerinde düşündüğümüz zaman göreceğimiz şudur:
Bugün biz Müslümanlar topluluğunu saran ve hayatımızın her alanına egemen olan
tüm rezillikler, -ki biz bunları önce kâfirlerden aldık,
sonra içimizde kök saldılar, bizzat bizim değerlerimiz hâline dönüşerek ürediler-
yüce Allah'ın ayette,
getireceğini vaat ettiği topluluğa ilişkin olarak dile getirdiği niteliklerin karşıtlarıdır.
Şunu demek istiyorum:
Bugün pratik hayatta sergilediğimiz tüm rezillikler, şu noktada özetleniyor:
Bugünkü toplum Allah'ı sevmiyor, Allah da onları sevmiyor.
Kâfirlere karşı alçak, süklüm büklüm, müminlere karşı zorba, tepeden bakmacı ve şiddetlidir.
Allah yolunda cihat etmez; her kınayanın kınamasından da korkar.
İşte Kur'ân bu çarpıcı gerçeği bu denli net ifadelerle muhataplarına anlatıyor.
İstersen şöyle de diyebilirsin:
Bu, gaybî bir haberdir.
Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah,
İslâm toplumunun bir gün dinden döneceğini haber veriyor.
Kuşkusuz bu, terminolojik anlamda bir riddet değildir.
Bir düşüş, bir alçalış anlamında dinden dönüştür. Ulu Allah şu ayetlerde bu hususa işaret etmiştir:
"Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o, onlardandır.
Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez." (Mâide, 51)
"Eğer Allah'a, Pey-gambere ve ona indirilene inansalardı, onları kendilerine veli yapmazlardı.
Ama onlardan birçoğu yoldan çıkmış insanlardır." ( Mâi- de, 81)
Allah, kendisine -dinine- yardım etmeleri durumunda kendilerine yardım edeceğini vaad etmiştir.
Kendileri desteklemeseler ve onların güçlerine katkıda bulunmasalar,
düşmanlarını zayıflatacağına söz vermiştir:
"Eğer Ehlikitap inanmış olsaydı, elbette kendileri için iyi olurdu.
İçlerinden inananlar da var; ama çokları yoldan çıkmışlardır.
Size eziyetten başka bir zarar veremezler.
Sizinle savaşsalar bile, size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
Nere-de bulunurlarsa, onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur.
Meğer ki Allah'ın ipine ve insanların ipine sığınmış olsunlar." (Âl-i İmrân, 110-112) "
Meğer ki Allah'ın ipine ve insanların ipine sığınmış olsunlar" ifadesinden "
İnsanların onları dost edinmeleri ve sonuçta yüce
Allah'ın onları insanlara egemen kılması suretiyle bu zilletten çıkmaları mümkündür"
şeklinde bir çıkarsamada bulunmak uzak bir ihtimal değildir.
Sonra yüce Allah -bu pozisyonda bulunan-
İslâm toplumuna, bir topluluk ortaya çıkaracağını vaat ediyor.
Bunlar öyle bir topluluktur ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler.
Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetli ve onurludurlar.
Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.
Daha önce de belirttiğimiz gibi,
onlara ilişkin olarak sayılan bu nitelikler, bugünkü İslâm toplumunda izine rastlanmayan niteliklerdir.
Ayetin üzerinde iyice düşündüğümüz zaman,
ayetin İslâm toplumunun ileride ne tür rezilliklere duçar olacağını
ve hangi alçaltıcı durumlara düşeceğini ayrıntılı bir şekilde haber verdiğini görürüz.
Bu rezilliklere ilişkin olarak, ahir zamanda meydana gelecek kimi gelişmelerle ilgili
Peygamberimizden (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamlarından (onlara selâm olsun)
çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.
Bu hadislerin bir kısmı art niyetli saptırmalardan ve tahriflerden kurtulamamışsa da,
bununla beraber bunlar arasında,
gelişmeler ve yaşanan pratik tarafından doğrulanan haberleri içeren hadisler de vardır.
Bun-lar, yaklaşık olarak bin yıl önce kaleme alınmış ilk kuşak âlimlerin eserlerinde yer almaktadırlar.
Bu eserlerin çoğu da gerçekten isnat edildikleri kişiler tarafından kaleme alınmış;
günümüze aktarılırken herhangi bir kayba uğramamış
ve birçok âlim tarafından onlardan nakledilmiştir.
Kaldı ki, bu rivayetler, o gün için henüz gerçekleşmemiş ve o sırada yaşayan insanların
beklemediği, tahmin etmediği ve edemeyeceği olaylara ilişkin haberler veriyorlar.
Dolayısıyla bunların doğruluğunu kabul etmek ve vahiy membaından derlendiklerini itiraf etmek
bizim açımızdan kaçınılmaz olmuştur.
Örneğin Kummî kendi tefsirinde babasından,
o, Süleyman b. Müs-lim el-Haşşab'dan, o Abdullah b. Cerih el-Mekki'den,
o Ata b. Ebi Ri-yah'dan, o da Abdullah b. Abbas'tan şöyle rivayet eder:
Resulullah efendimizle (s.a.a) birlikte Veda Haccını yerine getiriyorduk.
O sırada Resulullah (s.a.a) Kâbe'nin kapısına tutundu ve yüzünü bize çevirerek şöyle buyurdu:
"Size kıyametin işaretlerini haber vereyim mi?"
O sırada onun en yakınında Selman (r.a) bulunuyordu, dedi ki:
"Evet, haber ver ya Resulullah."
Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: "
Kıyametin işaretlerinden biri namazın ortadan kalkması,
şehevî arzuların peşine düşülmesi, tutkulara yönelik eğilimlerin artması,
mala büyük değer verilmesi, dinin satılarak karşılığında dünyalık şeylerin alınmasıdır.
Bu şartlar ortaya çıktığında,
gördüğü kötülükleri değiştirme gücünü kendinde bulamamanın verdiği ıstırapla
müminin yüreği ve içi, suda tuzun erimesi gibi erir."
Selman hayretle sordu:
"Bu da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ey Selman!
Bü-tün bunlar olacak ve bu sırada onları zorba emirler,
fasık vezirler, zalim bilginler ve hain eminler yönetecektir."
Selman sordu: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak.
Bu sırada münker (kötü) maruf (iyi) olacak, maruf da münker olacak,
haine güvenilecek, güvenilen kimse ihanet edecek,
yalan söyleyenler tasdik edilecek ve doğru söyleyenler de yalanlanacaklardır."
Selman, "Bütün bunlar olacak mı ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve bu sırada kadınlar yönetici olacak,
cariyelere danışılacak, çocuklar minberlere oturacak,
yalan bir beceri gibi algılanacak, zekât bir kayıp,
Müslümanların beytülmalını talan etmek bir ganimet gibi görülecektir.
Kişi anne ve babasına eziyet edecek, buna karşın arkadaşına iyilik edecektir.
Ve kuyruklu yıldız doğacaktır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada kadın kocasının ticaret ortağı olacak,
yağmur normal mevsiminde yağmayacak, sıcak mevsimlerde yağacak,
cömert insanlar olabildiğince sert ve kaba olacaklar,
zor duruma düşen yoksul insan küçümsenecektir.
Bu sırada çarşılar birbirlerine yakın olacaktır.
Biri: 'Hiçbirşey satamadım' diyecek, bir başkası: 'Hiç kâr et-medim' diyecektir.
Bundan dolayı Allah'ı suçlar gibi konuşacaklardır."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacaktır ve bu sırada başlarına bir kavim musallat olacaktır ki
konuşacak olsalar, boyunlarını vuracaklar;
susacak olsalar, her şeylerini mubah sayacaklar, mallarına el koyacak,
saygınlıklarını çiğneyecekler.
Kanlarını dökecek, yüreklerine korku salacak-lar.
O sırada müminleri korkak, ürkek, pısırık ve çekingen görürsün."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada bir şey doğudan ve bir şey de batıdan getirilecek
ve bunlar ümmetimi etkileyip yönlendirecektir.
Vay ümmetimin zayıflarına, onların elinden neler çekecekler, neler?!
O zalimlerin de Allah'ın azabından dolayı vay hâllerine!
Bunlar küçüklere acımayacak, büyüklere saygı göstermeyeceklerdir.
Hiçbir kusuru bağışlamayacaklardır.
Onlarla ilgili haberler hep çirkin ve ağza alınmayacak cinstendir.
Bedenleri insan bedeni, ama kalpleri şeytan kalbi olacaktır."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Resulul-lah buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla ilişkiye gireceklerdir.
Kızlar ailelerinin evinde kıskanılıp korunulduğu gibi erkek çocuklar da kıskanılıp korunulacak-lar.
Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da kendilerini erkeklere benzetecekler.
Kadınlar eğerlere bineceklerdir. Ümmetimden onlara Allah'ın lâneti olsun."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman
bütün bunlar olacak ve o sırada mescitler tıpkı Kilise ve Havralar gibi yaldızlanacak.
Mushaflar süslenecek, minareler uzun olacak,
saflar kalabalık, ama kalpler birbirlerine karşı nefretle dolu olacak,
dilleri farklı şeylerden söz edecektir."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin erkekleri altın takılarla süsleneceklerdir.
İpek ve ibrişim giysiler giyinecek, kaplan derisini alış veriş metaı hâline getireceklerdir."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada faiz çok yaygın olacak,
gıybetle ve rüş-vetle iş görülecektir.
Dinin değeri düşecek, buna karşılık dünyanın değeri yükselecektir."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulullah?" Buyurdu ki: Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada boşanmalar çoğalacak,
Allah'ın koyduğu hiçbir sınır, hiçbir hukuk gözetilemeyecektir.
Tabi, bütün bunların Allah'a bir zararı olamayacaktır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada şarkıcı cariyeler ve çalgı aletleri ortaya çıkacak,
ümmetimi, en kötü ve en şerli fertleri yöneteceklerdir."
Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu.
Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin zenginleri gezip dolaşma amacıyla,
orta hâlli olanları ticaret amacıyla, yoksulları da gösteriş ve desinler için hacca gideceklerdir.
Bu sırada bazı topluluklar,
Allah'tan başkası için Kur'ân öğrenecek,
Kur'ân'ı bir müzik melodisi, bir çalgı gibi algılayacaklar.
Diğer bazı topluluklar, Allah'tan başkası için fıkıh öğreneceklerdir.
O sırada zinadan peydahlanan çocuklar çoğalacaktır.
Kur'ân'ı teğanniyle okuyacaklar ve dünya için birbiriyle çekişecekler."
Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu.
Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada haramlar çiğnenecek,
bol günahlar kazanılacak ve kötüler iyilere musallat olacaklardır.
Yalan her tarafı kaplayacak, inatçılık insanların tipik bir davranışı hâline gelecek,
yoksulluk baş alıp gidecektir.
İnsanlar giysilerle birbirlerine karşı övüneceklerdir.
Üzerlerine yağmur mevsimi dışında yağmur yağacaktır.
Vakit geçirmek amacıyla tavla, satranç gibi oyunlar oynamayı
ve müzik dinlemeyi hoş karşılayacaklardır.
Marufu emretmeyi ve münke-ri nehyetmeyi hoş karşılamayacaklardır.
Öyle ki, o dönemde bir mümin, toplumun en zelil kimsesi hâline gelecektir.
Hafızlar ve zahitler birbirlerini kınayacaklar, fakat
her iki grup da göklerin melekûtunda 'pisler ve necisler' olarak anılacaklardır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada zengin yoksul düşmekten başka bir şeyden korkmayacaktır.
Öyle ki, bir dilenci, iki cuma arası el açıp dilenecek,
ama bu süre içinde kimse avucuna bir şey koymayacaktır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada 'Ruveybiza' konuşacaktır."
Selman dedi ki: "Anam babam sana kurban olsun, ya Resulallah,
'Ruveybiza' nedir?" Buyurdu ki: "
Halkın geneli hakkında, o güne kadar konuşmayan bir kimse konuşacaktır.
Fakat ondan sonra fazla yaşamayacaklardır.
Çok geçmeden yeryüzünden korkunç bir ses duyulacak.
Her topluluk o sesin kendi bölgelerinden geldiğini düşünecektir.
İnsanlar Allah'ın dilediği bir süre kadar bekledikten
ve kafaları üzerine yere geldikten sonra yeryüzü gizlediği madenleri dışarı atacaktır.
Yani, altın ve gümüşü." -Peygamberimiz o sırada sütunlara eliyle işaret ederek;-
"Bunlar gibi." dedi, "Ama o gün ne altın, ne de gümüş fayda verecektir.
İşte 'Onun belirtileri geldi.' ayetinin anlamı budur."
[Tefsir-ul Kummî, c.2, s.303-307]
Ravzat-ul Kâfi adlı eserde, Muhammed b. Yahya'dan
|
|
|
Ömür ne çabuk ta gelip gidiyorNamaz kılan kul borcunu ödüyorKur’ ana bak ayetlerde ne diyorCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğul
Nasihat ederim sözüm tutmazsınAkşamları Namaz kılıp yatmazsınUmarım ki bir batağa batmazsınCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulKıyamam ben tırnağına, telineÖncelikle sahip ol sen dilineGeleceksin Azrail’ in elineCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulEmanete sahip çık derim, önceEhlibeyt yoludur, doğru yol benceNe için söylerim, bunları senceCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulYaratan ne için vermiş? Ömür üYerine gelmeli Hakkın emiriO ateş ki eritiyor demiriCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulBazı etler vardır. Haramdır, yenmezAkılsız insana; Namaz kıl denmezKulluk yapmayanın gözyaşı dinmezCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulMevla’mız takvalı insanı severHayırlı insanı herkeste överGünahkârlar orda dizini döverCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulAteşte yanmanı ben ister miyim?Sevmesem bunları sana der miyim?Nasihat etmeden hiç gider miyim?Cehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulAllah akıl vermiş, idrak edesinO akılla Hak yoluna gidesinBaba evladına daha ne desinCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulNamazla yaklaşır. Rabbe kul derdiKalk kızım Fatıma Namaz kıl derdiPeygamber Miraçtan haberi verdiCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulSen mutlu olursan, bende olurumBu dünyada istediğin alırımKıyamette bende naçar kalırımCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulEvladıdır bir babanın varlığıAllah göstermesin sana darlığıPeygamber kaldırmış bütün zorluğuCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulBu dinde bu kadar kolaylık varkenİnsan hiç kalkmaz mı? Sabahta erkenÖmür geçer gider. Kılarım derkenCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulİki emanet var bunu unutmaEhlibeyt yolundan başka yol tutmaHelal kazancına, haramı katmaCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulBir şey olsa acısını duyarımAteşe atmaya nasıl kıyarımDikkate almazsan benim uyarımCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulBaban ne yapsın ki sen asi kulsanAzrail gelince çok pişman olsanNe faydası olur saçını yolsanCehennem var. Bak yanarsın bey oğulBen babayım dayanamam ey oğulMehmet DEMİRER |
|
| ||||||||
|
Nurcan KALKAN | ||||||||
|
Yalnızlığın hicranı gönüllerde
Bilginin yabanında, kimsesiz
Gündüzünde sukuttan bihayat
Gecenin demlenen buutlarında,
Var ve yok arası günlere naat.
Şiirin mısralarında resim çizilip
Bakmalı kurumuş gözlerin hasretiyle
Göz yataklarındaki, balta girmişliğe.
Haylara hayran hasretleri yaşarken;
Aşmalı, hayli yüce dağların zirvelerini
Bilmenin bilgeliğinde, bengisu misali
Baharlara, beyaz ayazların yazgısını...
Yazarak, ya zar demeli, hey dos ya zar!
Zar denince, zar zor. Geçerek öteye
Bakmalı ki nar, kor, har ve yar,
Yar yerinde birde görünür ki!
Vusul firkat ve ar, edep ya Hu!
Meğer buymuş anlamakla görmek,
Yaşamak, hissetmek ve ermek.
İlmin sevda suretindeki hüsnünü
Sıra, örgülü saçlarıyla süsleyen
Gayretini çözümünde, gizleyen
Aşkın sabrından bihaberler...
Duymuşlardır belki, ateşi
Kerem’in Aslı’ya olan aşkında
Aşkın vuslatında ol demde har,
Keremin elinde yârin saçları var
Ne gizemki gönül kor olmuş harından
Kerem nar olmuş yarından
Hicran bir an, sanki pişman,
Halıkın mührü, her şey hayal,
İnsan sorar neymiş nasıl
Yok, olmakmış gaye asıl................
Varidatı-sır-yani
Birincisi, Allah’ın kudret kalemiyle yazılan bir kitap görünümündedir. İmtihana tabi tutulan insanların bu kitabı okuyarak Allah’ı tanımaları, ona kulluk etmeleri gerekir. Çünkü, her esrin bir muessiri, her sanatın bir sanatkârı, her kitabın bir yazarı olduğu gibi, şu kâinat kitabının da bir yazarı, şu hârika sanat tablolarının da bir sanatkârı, şu muhteşem eserlerin de bir sahibi vardır ki, Yüce yaratıcıdır.
İkinci yüzü:
Ahiret için mahsulatın ekildiği bir tarla, amellerin yazıldığı bir defter, imtihanın yapıldığı bir salon hükmündedir.
Enbiya suresindeki ayetin verdiği mesaj dünyanın bu iki yönüne dikkat çekmeye yöneliktir.
Bu pencereden bakıldığında ayetin mesajını şöyle anlamak gerekir:
“Bu dünya ciddi bir okuldur, bir mekteptir, bir üniversitedir..
Sakın tembellik edip de imtihanı kaybetmeyin.
İmtihan çok ciddidir,
ilave bir bütünleme sınavı da asla söz konusu değildir..”
Dünyanın üçüncü yüzü ise,
onun fani, geçici bir han olmasından kaynaklanmaktadır.
Dünyanın bu yönü nefsânî, heva ve hevese bakan
bir oyun ve eğlence yeri olarak boy göstermektedir.
Allah’a, ahirete giden yolları tıkayan ve dolayısıyla
gayr-ı ciddi insanların oyuncağı olan bir yer hükmündedir.
Gerçekten bu yönüyle şu dünya
hayatı bir anlık bir lezzetten ibarettir.
Öyle gaddardır ki,
bir lezzet verse bin elem takar çektirir,
bir üzüm yedirse yüz tokat vurur.
Herkes bu açıdan hayatına bakarsa görür ki,
şu geçen hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçmiş,
geri kalan ömür ise bir rüzgâr gibi uçar gider.