« Önceki | Sonraki »

2/11/2008

Pazarlıklı iman 'Yahudi imanı'dır.

Pazarlıksız iman İbrahim imanı, yani 'İbrahim i iman'dır.
İbrahim'iimanda Allah'a itimat vardır, güven vardır, emniyet ve teslimiyetvardır. Zaten 'iman' emniyetin, 'islam' teslimiyetin öbür adı değilmidir?
İbrahim'i imanda şike yoktur, danışıklı dövüş yoktur, tereddüt yoktur, bahane yoktur, mazaret yoktur, taviz yoktur.
İbrahim'i iman sahibi bilir ki, imanda taviz Yahudileşme alametidir.
İmanından taviz veren felah bulmaz.
İbrahim'iimanda, ateşe atlanması gerekiyorsa göz kırpmadan atlanır. Put kırmakbunu göze almayı gerektirir. Tarih boyunca put kırıcı tüm İbrahim'iiman sahipleri, putçular nezdinde put kırmanın bedelinin çok ağırolduğunu bilirler.
Ateşe atlarken 'şike' ve 'şaka' yapmak için değil 'yanmak'için atlarlar.' Nasıl olsa yanmam' diye değil 'yandım' diye atlarlar.
Allah'lapazarlığa girişmezler.' Rabb'im ben senin için kırdım putları . Seniniçin reddettim nemrutları. Razı olasın diye inkar ettim tağutları.Şimdi sıra sende, İbrahim'i imana sahip olmak, Allah'a faturaçıkarmamaktır. Hele kullara hiç çıkarmamaktır. Allah için yaptığınınfaturasını kullara çıkaran Yahudileşme temayülüne girmiştir.
Eğerbiri böyle yapıyorsa, ya yaptığını, iddia ettiği gibi Allah içinyapmamış; kullar için, el gördülük yapmış, şan-şöhret için yapmış amaadını 'Allah rızası' koymuştur. Ya da Allah'a itimadı sarsılmış, bununsonucunda da 'ecrini' Allah'tan beklemek yerine işin ucuzuna kaçarakinsanlardan devşirme yoluna gitmiştir.
Bu, imanda pazarlık, yani Yahudileşmektir.
Eğer ateşe pazarlıksız atlarsa, asıl o zaman yanmayacaktır.
Yanmayacaktır,çünkü ateşin yakma gücünü yaratan ona seslenecek: 'Ey ateş! İbrahim'eserin ol, selamet ol!'[Enbiya 69] Bu, Allah'a pazarlıksız iman edenlereeşyanın kendi lisanınca teşekkürüdür.
Bu, imanda pazarlık yaparak 'Yahudileşenlere', ateşin verdiği soylu bir derstir.
Pazarlıksız imanın Hz. İbrahim' de bir başka örneğini daha görüyoruz.
İsmail'ini,uzun süren evlat hasretinden sonra ömrünün sonunda kavuştuğuciğerparesini Rabb'ine kurban verirken sergilediği tavır.
Allah biliyordu ki İbrahim, öz evladının boğazına bıçağı çalarken 'gitti yavrum!..' diye çalıyordu.
'Şike' yoktu. Bu bir imtihandı. Hz. Yahya da peygamberdi ama koç gibi boğazlanmıştı.
'Şaka'yoktu Allah'ın sünnetinde. Bu bir sınavdı ve sınavların en çetiniydi.Ateşe atlamaktan bin beterdi çok sevdiği yavrusunu kurban etmek.Kurban, ateşle sınanan imanın son çetin sınavıydı.
Benİsmail'i yatırırım, tam kurban edecekken Allah koçu gönderiverir, diyedüşünmemişti İbrahim. Çünkü o, Rabb'inin ifadesiyle 'çokvefalı'idi.[Necm 37].
Bir baba olarak, hem de çocuğunu çok seven bir baba olarak çalmıştı bıçağı.
Pazarlıkyapmamıştı. Ben tam kurban edecekken, sen koçu gönderiverirsin YaRabb'i dememişti. Pazarlık yapmadığı için koç yetişivermişti.
Bu örnek de, Allah'a pazarlıksız iman edenlere hayvanın verdiği soylu bir dersti.
SenAllah'a candan kurban olursan, senin için kurban olacak koçlargönderilecektir, mesajıydı bu;kurban olanlara, kurban olunurmesajıydı...

12/9/2008

rahmet katrelerinde bir cuma soluğunda dua






Şüphesiz ALLAH ve Melekleri
Peygambere Salat Ederler.
Ey İman Edenler Siz de O'NA Salat edin
ve tam bir teslimiyetle O'NA Selam verin..
(Ahzab-56)


Peygamber efendimiz
Cum'a gününde bir saat vardır,
mü'min bir kul namazda dua ederken
Allah 'dan bir şey ister ve o saate denk gelirse
Allah muhakkak ona icabet eder.
Ashab-ı kiram: '
Bu saat hangi saatdir yâ Resûlellah" dediklerinde: "
İkindi namazı ile güneş batması arasındaki vakittir."
Cum'a günü, ibadet ve ezkâr ile
mü'minle-rin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür'
Buyurdular.


Rabbimizin rahmet ve mağfiretinin ikrami,
İşbu Cuma saatindeki nurların dolduğu,
Maneviyatın cağlayan gibi coştuğu,
Rabbimizin lütuf ve ihsanı olan, sofrasında
Kalplerin, gönüllerin muhabbetle dolduğu,
Hakikat bahçesinde bir gül olan CUMA günümüz
Mübarek olsun, Medineli doslar
RABBİM feyz ve bereketinden faydalanan kullarından olmamızı
Her birimize nasip eylesin,



Yarabbi

Herkesin gönlünü yaratıp
o gönüllerin isteklerini veren rabbim.
Ömrümüzü, günlerimizi ve cumamızı mübarek kıl.
Bizleri doğru olabilen ve de kalabilenlerden eyle!

Bizi en hayırlı kullarınla haşret.
Kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizle
Bize hayat vereceğin şeyler almamızı ihsan et.
Bu kazanacağımız hayırlı şeyleri arkamızdan bize varis kıl.
Bize zulmedenlerden intikamımızı al.
Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et.
Günahlarımızı affet. Bela ve musibetlerimizi defet.
Hastalarımıza şifa ver. Gönüllerimizi nurlandır.
İhtiyaçlarımızı yerine getir.
Ecdat ve evlatlarımıza merhamet et.
Allah’ım, şu geçici dünyayı
En büyük kaygımız ve ilmimizin son hedefi kılma.
Bize dinî ve dünyevî musibetler verme.
Günahlarımız yüzünden
Bize merhamet etmeyecekleri bize musallat etme.
Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi Rabb'imiz!
Sen Kavî'sin, biz ise Sen'in zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız.
Bizi Sen'den başka kim koruyup kollayabilir!
Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi
Bizi de lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla!
Bize ve yeryüzünün değişik yerlerindeki
Bütün inananlara, özellikle de zulme ve haksızlığa uğratılmış
Mazlumlara dünya ve ukbada tasa ve elem sebebi olan
Kötülüklerin hepsini bertaraf et!"

Rabbimiz!
Bizi nezdinden göndereceğin bir ruh ve garazsız, ivazsız
Sen'in muhabbetine ulaştıracak bir marifetle te'yid buyur...
Kalbimizde dolaylı ya da doğrudan
Sen'in rızana ulaştırmayan, ulaştırmayacak olan sevgiler varsa
onlarıda sil süpür..
Tatmak, görmek gibi duygularımızı
Ve hayal, hafıza gibi kalbe bağlı duygularımızı
Sen'in emrine muhalefetten muhafaza eyle!

Allah’ım,
tevbemizi kabul eyle, ruhumuzu yıka, temizle,
Sözlerimizi doğrult, göğsümüzdeki kinleri gider,
Kalplerimizden intikam, kin ve düşmanlığı temizle.”
Bize musallat olan zalimlerin zulümlerini yüzlerine çarp Yâ Rab!
Ayaklarını birbirine dolaştır, onları kahr-u perişan et Yâ Rab!
Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin Yâ Rab!
Biz ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz!”
Bize rahmetinle, merhametinle,
fazlınla kereminle muamele et Yâ Rab!

Mübarek günlerin hürmetine,
Habibin başta olmak üzere elçilerin hürmetine,
Mübarek zatlar hürmetine kabul buyur Yâ Rab!
Şu an, Kâbe-i Muazzama’da ve Mescid-i Nebevî’de Sana dua eden,
Sana yalvaran, Senden af ve mağfiret, inayet ve nusret isteyen
Mübarek ve muhterem zatların dualarını da kabul et Yâ Rab!
Allah’ım, kalplerin tabîb ve ilacı, bedenlerin afiyet ve şifâsı,
Gözlerin nuru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed’e,
Onun âl ve ashâbına, salât ve selâm eyle!
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ a hamd olsun.
Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e,
Onun bütün âl ve ashâbına olsun! Âmin. Âmin.
Binlerle âmin. ve ilacı, bedenlerin afiyet ve şifâsı,
Gözlerin nûru ve ışığı olan Efendimiz Muhammed’e,
Onun âl ve ashâbına, salât ve selâm eyle!
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ a hamd olsun.
Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e,
onun bütün âl ve ashâbına olsun! Âmin. Âmin.
Binlerle âmin.
Velhamdulillahi Rabbil alemin...
Son nefesimizde kendimize hakim olamadığımız zaman
Bu dua yı sana emanet ediyoruz.
Erde, geçte, dağda, taşta sen yetiştir son nefeste
LA İLAHE İLLALLAH kalbimizi karartma,
LA İLAHE İLLALLAH rızkımızı azaltma,
LA İLAHE İLLALLAH kabrimizi daraltma.
LA İLAHE İLLALAH senden başka kapı aratma,
Allah'ım bizi affeyle, her derdimizi def eyle,
Rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle,
Kabre girdiğimiz zamana sual meleklerini asan eyle.
Evvelimiz ALLAH Ahirimiz ALLAH, Kalbimizde Beytullah,
LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDER RESULALAH,
EŞHEDU ELLE İLAHE İLLALAH
VE EŞHEDU ENLE MUHAMMEDUN ABDUHU VE RASULUHU
Amin...
Bahtına düştük, ey biricik Matlûb'umuz,
Maksûd'umuz, Mahbûb'umuz;
Ne olur, tevbelerimizi kabul, kalblerimizi de ihya buyur!
Buyur ki, günahlarımızı affedebilecek,
Yaralarımızı sarıp tedavi edebilecek
Sen'den başka hiçbir kimse bilmiyoruz.
Girdiğimiz yere dürüstlükle girmemizi sağla
Çıktığımız yerden de dürüstlükle çıkmamızı sağla
Bize TARAFINDAN Hakkıyla güç ver....
Rabbimiz
bizi hidayetle dosdoğru yola ilet ve her işimizde başarılı kıl
amin...
sıryani

16/8/2008

bir ömrün beratına mersiye

 


Sevgi değer dostların cümlesine


Rabbim size bize ve her keze


Gönlünde sakladığı özel dualarıyla nazar eylesin amin

Rabbim bu gün ve gecenin bahtına ve hazzına erdirsin
beratının muştusunu gönlünüzde de kandırsın

bu kudsi gecemiz tüm Müslümanlara
rahmet ,bereket ve ihsanlar sunarken günahlardan temizlenme ile
cennetiyle müjdelenenlerden olmayı nasip eylesin amiiin
Bi hürmeti taha ve yasiiin velhamdulillahi rabbim alemiyn

Cafer Tayyar KENDİR:

berat gecesi münasebetiyle..

 

 

MEVTE AMADE GÜNÜL VİSALİNİN ESARETİNDE DARDIR.
İHLÂSLI AMELLERLE KATINA BERATÇE DİLEKLER VARDIR,
ÖMÜRDEN MESAFELERİ SOKSADA HİCAPLAR ARAYA
MELEKLERLE BIRLESEN GONULLERİMİZ VARDIR.

 

GÜL-İ MUHAMMED-I HUYLU CANLARA SELAM OLSUN
SELAM DIYARINDAN GELEN MELEKLER SİZİ BULSUN,
GONLU HAZAN OLANLAR BU KANDİLİN ŞANINDA
MELEKLERCE BAĞSOLUNUP BERATLE NURLA DOLSUN .


ZULÜMÜYLE ABAT OLMAZ ZALİM VE BARBAR BATI
MAZLUMLARIN FERYADINA CEVAPTIR RABBİN KATI
GÖNLÜMÜZDE Kİ HEYCAN BERATLE ONANIRKEN
SEVGİ BARIŞ VE HUZURLA DUA YIKAR SALTANATI .


NİSAN YAGMURLARI TOPRAGA HAYAT VERDIGI GIBI
BERATIN DUALARINDA HAYAT BULUR GÖNÜLLER
BİR YILIN KULLUĞUNA ŞABANIN ŞANINDA ERİLİRKEN
YESEREN GÖNÜLLERDE TIPKI BASÜ BADELMEVT GİBİ.

 

NE ZAMANDADIR YAKINLIK RABBİMİZE NE MEKÂNDIR
AN HAZZI SADECE ELLER AŞKLA YUKARI KALKTIĞI ANDIR
BU GECEDE BERATININ PAYINA ERDİRİLENLER
YİNEDE KULLUĞUN MÜRİDLİĞİNDE YAKIN OLDUKLARINDIR.

 

RAHMET VE KADRİNİ BEKLEMEKTEYİZ YARAB
YIPRANMIŞ VE KATILAŞMIS GÖNÜLLERİMİZ VAR
BERATIN SICAĞIYLA YUVAMIZA BEREKET DOLSUN
DOSLARIMIN KANDİLİ MUBAREK OLSUN .

 

KARANFILIN SUMBULUN MENEKSENIN ŞANINDA
TEVAZU VE TEVEKKÜL GÖNÜLLERDE GÜL OLSUN
MUHAMMEDİ MUHABBET BERATLE ONANIPTA
İNSANCA GAYRETİMİZ SADETLERE YOL OLSUN.

 

MELEKLER GÖZLERİNİ MESH EYLEYİP YAŞIRTSIN
BU GECE ESİNTİLER TÜM KALPLERİ TAŞIRTSIN
HAYATIMIZA BEDEL OLAN BU GECE DUALARDA
CEM OLMAK DİLEĞİYLE BUKANDİLİ YAŞATSIN.



BU GECENİN GÜZEL YÜZÜ,GÖNLÜNÜZE DOKUNSUN,
MELEKLER BASUCUNDA DULARINA ORTAK OLSUN,
GUL BAHCESINE GIRENLERİN GÜL KOKMASI MİSALİ
ŞERHA ŞERHA BİR YILIN HASADI İSMİNİZE OKUNSUN .



BU GECE DUALARINLA GÜL GÖNDER SEVDIKLERINE,
BERATIN MÜJDESİ MUHABBETLER GETİRSİN
BU GECE ÖYLE İÇTEN VE ÖYLE SAMİMİ YAKARKİ
GÖZYAŞLARINI BİLE TEBESSÜME CEVİRSİN.



MELEKLERİN ELLERİ YUREGINE DOKUNSUN,
BÜTÜN GÜZEL NİYETLER GAYRETİNE SOKULSUN
MELEKLERLE NUZUL EDERKEN KADERİ BERATIMIZ
MUHSİNLİĞİN ŞANINDA İSMİN SALİH OKUNSUN

 

BERATIN BÜYÜSÜNDE MELEKLERCE ONANIN
RAHMET KATRELERİNDE GÜLLER İLE DONANIN
BU KANDİLİN HAZINDA DUALARLA COŞARAK
AZADLIĞA HEM EREREK ABİTLİĞE BULANIN


RAHMETİNLE İLAHİ LEDÜNÜNCE BİR BAĞSIN
BU GECENİN FEYİZİNİ GÖNÜLLERİMİZ SAĞSIN
BİR ÖMRÜN FERAHINDA AZMEDİP BU KANDİLDE
YAGMUR YÜKLÜ BULUTLAR BERATLE BİZE YAĞSIN

VARIDATI SIR YANİ

10/5/2008

babaca nasihatler

 

Ey oğul! Sana takva gerek.

Bu sebeple takvanın îcablarını îfâya gayret et ki,

kalbin iç düşmanlıklardan ve çirkin huylardan kurtulsun.

Hayırla istikâmetlensin.
  Ey oğul! Dünyalık toplarken, gece odun toplayan fakat

eline ne geldiğini bilmeyen kişi gibi olma.

Eline geçen dünyalığın helâl mi haram mı,

meşru mu yoksa gayr-i meşru mu olduğuna dikkat et.

Bütün fiillerinde tevhîd ve takva güneşi ile beraber ol.


  Ey oğul!

Kur’ân ile amel etmek, seni Kur’ân’ın mevkîine yükseltir;

oraya oturtur. Sünnet ile amel etmek ise,

seni Allah’ın Rasûlü’ne yaklaştırır.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kalbî ve manevî himmetiyle, Allah dostlarının kalbleri çevresinden bir an dahî ayrılmazsın.

Allah dostlarının kalblerini güzelleştiren odur.

 

Ey oğul! Haram yemek kalbini öldürür. Helâl yemek ise ihya eder.

Lokma vardır seni dünya ile; lokma vardır seni âhiretle meşgul eder.

Yine lokma vardır, seni dünyâ ve âhiretin Yaratanı’na rağbet ettirir.


  Ey oğul! Nefsinle cihâd hususunda sana yardım edenle arkadaş ol.

Onun sohbetlerinde bulun.

Nefsinin azmasına yardım edenle arkadaş olma.

Önce kendi nefsinle meşgul ol,

kendi nefsine faydalı ol ve kendi nefsini düzelt.

Sonra başkalarıyla meşgul ol.

Başkalarını aydınlattığı hâlde kendini eritip bitiren mum gibi olma.

 

Ey Allah yolunda güzel ameller işlemek isteyen kişi! İhlâslı ol!

Aksi hâlde, boşuna yorulmuş olursun.
  İnsanları irşâd etmek, lafla değil,

gönülden hâlis bir inanış ve iştiyakla gerçekleşir.

Yine bütün bunlar;

halvet, ibâdet, zikir, riyâzât ve murakabe ile alınacak netîcelerdir.

Yoksa, şekilcilikten ve zahirî gösterişten öteye geçmeyen ve ruha asla işlemeyen birtakım davranışlarla elde edilecek neticeler değildir.

 

Bu sebeple,

Allah yolunun yolcusunun dili ile kalbi, i

çi ile dışı, sözü ile özü bir olmalı ve aynı şeyi terennüm etmelidir.


Evliyâullâh’a yakınlık peyda etmeye çalışın.

Çünkü Allah’ın velîsini seven, Allah’ı sevmiş; ona düşmanlık eden,

Allah’a düşmanlık etmiş olur.


  Zikre devam ediniz.

Çünkü zikir, vuslat-ı ilâhî için bir mıknatıs, kurb-i ilâhî için sağlam bir iptir. Zikrullâha devam edenler, Allah ile hoştur.

Allah ile hoş olan, O’na kavuşmuştur.

Zikrin kalbe yerleşmesi sohbetin bereketiyle mümkün olur.

Çünkü kişi dostunun yolundadır.


  Tefekkür,

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ilk amelidir.

Nitekim bütün farzlardan önce

O’nun ibâdeti Allah’ın mahlûkâtını ve nîmetlerini düşünmekten ibaretti.

 

Öyleyse siz de tefekküre iyi sarılın ve ibret vesîlesi yapın.


Dikkat edin!

Elek gibi, unun incesini döküp, kepeğini kendinize koymayın.

 

Sakın ağzınızdan hikmet dökülürken

kalblerinizde hîle ve fesâd olmasın.

Yoksa, “İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutur musunuz?”

(el-Bakara, 44) âyetince hesaba çekilirsiniz.


Kalblerinizi tertemiz yapınız,

çünkü kalb temizliği üst-baş temizliğinden daha önemlidir.

Zaten Allâhu Teâlâ elbiseye değil, kalblere nazar eder.

İstikâmet hududunu gözetip Allah’tan başkasını taleb ve ihtiyar etmeyin.


Tevazu ve sükûnetle kapıyı çalana kapı açılır.

İçeriye kabul edilir.

Boynu bükük olarak içeriye giren, izzetle ağırlanır.

9/5/2008

Sevgili kul olmanın on şartı

 

Allahü teâlâ katında sevgili bir kul olabilmenin on şartı

Birincisi; Zahirîn ve Batının temiz olması:

Zahirîn temiz olması; giyecek, yiyecek, içeceklerin ve kullanılacak bütün eşyaların temiz ve helal olmasıdır.

Batının temiz olması ise; kalbin iyi huylarla dolu olmasıdır.

Hased etmemek, başkaları hakkında kötülük düşünmemek, Allahü teâlânın düşmanlarından nefret etmek, dostlarına da muhabbet etmek gibi cenâb-ı Hakkın beğendiği iyi huylardır.

Kalb, Allahü teâlânın nazargâhıdır.

Gönül, kalb temiz olmazsa ibâdetlerin lezzeti alınamaz, mârifete,

Allahü teâlâya âit bilgilere kavuşulamaz.

İkincisi; dilin temizliğidir. Dilin zararlı,münâsebetsiz ve uygun olmayan sözleri söylemeyip susması, Kur'ân-ı kerîm okuması, emr-i ma'rûf ve nehy-i münkerde bulunması, Allahü teâlânın emirlerini yapmayı ve yasaklarından kaçınmayı bildirmesi, ilim öğretmesi gibi.

Zîrâ sevgili Peygamberimiz; "İnsanlar, dilleri yüzünden Cehenneme atılırlar." buyurdu.

Üçüncü şart; mümkün olduğu kadar kötü insanlardan ve çevreden uzak durmaya çalışmalıdır.

Bu sebeple göz, haram şeylere bakmamış olur.

Zîrâ kalb, göze tâbidir. Her harama bakış, kalb aynasını karartır.

Dördüncü şart; oruç tutmaktır. İnsan oruç tutmak sûretiyle meleklere benzemiş ve nefsini kahretmiş olur.

Hadîs-i şerîfte; "Oruç, Cehenneme kalkandır." buyuruldu.

Beşinci şart; Allahü teâlâyı çok hatırlamak, ismini çok söylemektir.

En fazîletli olan zikir, "Kelime-i tevhid”dir. Lâ ilâhe illallah Muhammederresulullah diyen kimse ihlâs sâhibi olur.

Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde, Ahzâb sûresinin kırk birinci âyet-i kerîmesinde meâlen; "Ey îmân edenler! Allah'ı çok zikrediniz." buyurdu.

Nefsin arzu ve isteklerinden kurtulmak için devamlı zikretmelidir.

Her işinde Cenab-ı Hakkın rızasını düşünmek, hatırlamak da zikirdir.

Altıncı şart; İyi düşüncelere sahip olmaktır.

İnsanın kalbine gelen düşünceler dört kısımdır.

Bunlar; Rahmânî, melekânî, şeytânî, nefsânîdir. Rahmânî; gafletten uyanmak, kötü yoldan doğru yola kavuşmaktır.

Melekânî; ibâdete, tâate rağbet etmektir. Şeytânî; günahı süslemekdir.

Nefsânî de; dünyâyı taleb etmek, istemektir.

Şeytânî ve nefsânî düşüncelerden kurtulmak gerekmektedir.

Yedinci şart; Allahü teâlânın hükmüne rızâ göstermek, irâdesine teslim olmaktır. Havf ve recâ, korku ve ümid arasında yaşamaktır.

Zîrâ Allah'tan korkan kimse, günah işlemez. Ayrıca mümin, ümitsizliğe de düşmez. Allahü teâlâ, ümitsizliğe düşmemeyi emretmektedir.

Sekizinci şart; sâlihlerle, iyi insanlarla beraber olmaktır.

Sâlihlerle sohbet edildiği takdirde, günahlara perde çekilir, haramlar gözüne kötü görünür.

Dokuzuncu şart; iyi ve güzel hasletlerle bezenmektir.

Bu da, her şeyi yaratan Allahü teâlânın ahlâkıyla ahlâklanmaktır.

Çünkü Peygamber efendimiz; "Allahü teâlânın ahlâkıyla ahlâklanınız." buyurdu.

Onuncu şart; helâl ve temiz lokma yemektir. Bu da farzlardandır.

Nitekim Allahü teâlâ, Bekara sûresinin yüz altmış sekizinci ayet-i kerîmesinde meâlen;

"Yeryüzündekilerden helâl ve temiz olanını yiyiniz." buyurmaktadır.

Peygamber efendimiz ise; "İbâdet on cüzdür. Dokuzu helâlı taleb etmektir."

Geriye kalan bütün ibâdetler bir cüzdür.

Helâl yemeyen kimse, Allahü teâlâya itâat etme gücünü kendisinde bulamaz.

Helâl yiyen kimse de, Allahü teâlâya isyânkâr olmaz. Helâl ve temiz yer, isrâf etmez.

Bunları yapanı Allahü teâlâ sever. Allahü teâlânın sevdiğini ise herkes sever.

Çünkü hadîs-i şerifte,

Allahü teâlâ bir kulunu severse, onun sevgisini kullarının kalbine düşürür." buyuruluyor.

 

29/4/2008

kıyametin soluklarında

Kur'ân ve sünnetin düzenledikleri ve
Müslümanlar arasında yerleşik bir sistem hâline getirdikleri genel İslamî hayat sistemi ile,
bugün Müslümanlara dayatılan yıkıcı ve fasit hayat sistemini karşılaştırdığımız,
sonra, "Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki,
O onları sever, onlar da O'nu severler.
Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler.
Allah yolunda cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar." (Mâide, 54)
ayetinin işaret ettiği husus üzerinde düşündüğümüz zaman göreceğimiz şudur:
Bugün biz Müslümanlar topluluğunu saran ve hayatımızın her alanına egemen olan
tüm rezillikler, -ki biz bunları önce kâfirlerden aldık,
sonra içimizde kök saldılar, bizzat bizim değerlerimiz hâline dönüşerek ürediler-
yüce Allah'ın ayette,
getireceğini vaat ettiği topluluğa ilişkin olarak dile getirdiği niteliklerin karşıtlarıdır.
Şunu demek istiyorum:
Bugün pratik hayatta sergilediğimiz tüm rezillikler, şu noktada özetleniyor:
Bugünkü toplum Allah'ı sevmiyor, Allah da onları sevmiyor.
Kâfirlere karşı alçak, süklüm büklüm, müminlere karşı zorba, tepeden bakmacı ve şiddetlidir.
Allah yolunda cihat etmez; her kınayanın kınamasından da korkar.
İşte Kur'ân bu çarpıcı gerçeği bu denli net ifadelerle muhataplarına anlatıyor.
İstersen şöyle de diyebilirsin:
Bu, gaybî bir haberdir.
Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah,
İslâm toplumunun bir gün dinden döneceğini haber veriyor.
Kuşkusuz bu, terminolojik anlamda bir riddet değildir.
Bir düşüş, bir alçalış anlamında dinden dönüştür. Ulu Allah şu ayetlerde bu hususa işaret etmiştir:
"Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o, onlardandır.
Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez." (Mâide, 51)
"Eğer Allah'a, Pey-gambere ve ona indirilene inansalardı, onları kendilerine veli yapmazlardı.
Ama onlardan birçoğu yoldan çıkmış insanlardır." ( Mâi- de, 81)
Allah, kendisine -dinine- yardım etmeleri durumunda kendilerine yardım edeceğini vaad etmiştir.
Kendileri desteklemeseler ve onların güçlerine katkıda bulunmasalar,
düşmanlarını zayıflatacağına söz vermiştir:
"Eğer Ehlikitap inanmış olsaydı, elbette kendileri için iyi olurdu.
İçlerinden inananlar da var; ama çokları yoldan çıkmışlardır.
Size eziyetten başka bir zarar veremezler.
Sizinle savaşsalar bile, size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
Nere-de bulunurlarsa, onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur.
Meğer ki Allah'ın ipine ve insanların ipine sığınmış olsunlar." (Âl-i İmrân, 110-112) "
Meğer ki Allah'ın ipine ve insanların ipine sığınmış olsunlar" ifadesinden "
İnsanların onları dost edinmeleri ve sonuçta yüce
Allah'ın onları insanlara egemen kılması suretiyle bu zilletten çıkmaları mümkündür"
şeklinde bir çıkarsamada bulunmak uzak bir ihtimal değildir.
Sonra yüce Allah -bu pozisyonda bulunan-
İslâm toplumuna, bir topluluk ortaya çıkaracağını vaat ediyor.
Bunlar öyle bir topluluktur ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler.
Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetli ve onurludurlar.
Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.
Daha önce de belirttiğimiz gibi,
onlara ilişkin olarak sayılan bu nitelikler, bugünkü İslâm toplumunda izine rastlanmayan niteliklerdir.
Ayetin üzerinde iyice düşündüğümüz zaman,
ayetin İslâm toplumunun ileride ne tür rezilliklere duçar olacağını
ve hangi alçaltıcı durumlara düşeceğini ayrıntılı bir şekilde haber verdiğini görürüz.
Bu rezilliklere ilişkin olarak, ahir zamanda meydana gelecek kimi gelişmelerle ilgili
Peygamberimizden (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamlarından (onlara selâm olsun)
çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.
Bu hadislerin bir kısmı art niyetli saptırmalardan ve tahriflerden kurtulamamışsa da,
bununla beraber bunlar arasında,
gelişmeler ve yaşanan pratik tarafından doğrulanan haberleri içeren hadisler de vardır.
Bun-lar, yaklaşık olarak bin yıl önce kaleme alınmış ilk kuşak âlimlerin eserlerinde yer almaktadırlar.
Bu eserlerin çoğu da gerçekten isnat edildikleri kişiler tarafından kaleme alınmış;
günümüze aktarılırken herhangi bir kayba uğramamış
ve birçok âlim tarafından onlardan nakledilmiştir.
Kaldı ki, bu rivayetler, o gün için henüz gerçekleşmemiş ve o sırada yaşayan insanların
beklemediği, tahmin etmediği ve edemeyeceği olaylara ilişkin haberler veriyorlar.
Dolayısıyla bunların doğruluğunu kabul etmek ve vahiy membaından derlendiklerini itiraf etmek
bizim açımızdan kaçınılmaz olmuştur.
Örneğin Kummî kendi tefsirinde babasından,
o, Süleyman b. Müs-lim el-Haşşab'dan, o Abdullah b. Cerih el-Mekki'den,
o Ata b. Ebi Ri-yah'dan, o da Abdullah b. Abbas'tan şöyle rivayet eder:
Resulullah efendimizle (s.a.a) birlikte Veda Haccını yerine getiriyorduk.
O sırada Resulullah (s.a.a) Kâbe'nin kapısına tutundu ve yüzünü bize çevirerek şöyle buyurdu:
"Size kıyametin işaretlerini haber vereyim mi?"
O sırada onun en yakınında Selman (r.a) bulunuyordu, dedi ki:
"Evet, haber ver ya Resulullah."
Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: "
Kıyametin işaretlerinden biri namazın ortadan kalkması,
şehevî arzuların peşine düşülmesi, tutkulara yönelik eğilimlerin artması,
mala büyük değer verilmesi, dinin satılarak karşılığında dünyalık şeylerin alınmasıdır.
Bu şartlar ortaya çıktığında,
gördüğü kötülükleri değiştirme gücünü kendinde bulamamanın verdiği ıstırapla
müminin yüreği ve içi, suda tuzun erimesi gibi erir."
Selman hayretle sordu:
"Bu da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ey Selman!
Bü-tün bunlar olacak ve bu sırada onları zorba emirler,
fasık vezirler, zalim bilginler ve hain eminler yönetecektir."
Selman sordu: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak.
Bu sırada münker (kötü) maruf (iyi) olacak, maruf da münker olacak,
haine güvenilecek, güvenilen kimse ihanet edecek,
yalan söyleyenler tasdik edilecek ve doğru söyleyenler de yalanlanacaklardır."
Selman, "Bütün bunlar olacak mı ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve bu sırada kadınlar yönetici olacak,
cariyelere danışılacak, çocuklar minberlere oturacak,
yalan bir beceri gibi algılanacak, zekât bir kayıp,
Müslümanların beytülmalını talan etmek bir ganimet gibi görülecektir.
Kişi anne ve babasına eziyet edecek, buna karşın arkadaşına iyilik edecektir.
Ve kuyruklu yıldız doğacaktır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada kadın kocasının ticaret ortağı olacak,
yağmur normal mevsiminde yağmayacak, sıcak mevsimlerde yağacak,
cömert insanlar olabildiğince sert ve kaba olacaklar,
zor duruma düşen yoksul insan küçümsenecektir.
Bu sırada çarşılar birbirlerine yakın olacaktır.
Biri: 'Hiçbirşey satamadım' diyecek, bir başkası: 'Hiç kâr et-medim' diyecektir.
Bundan dolayı Allah'ı suçlar gibi konuşacaklardır."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacaktır ve bu sırada başlarına bir kavim musallat olacaktır ki
konuşacak olsalar, boyunlarını vuracaklar;
susacak olsalar, her şeylerini mubah sayacaklar, mallarına el koyacak,
saygınlıklarını çiğneyecekler.
Kanlarını dökecek, yüreklerine korku salacak-lar.
O sırada müminleri korkak, ürkek, pısırık ve çekingen görürsün."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada bir şey doğudan ve bir şey de batıdan getirilecek
ve bunlar ümmetimi etkileyip yönlendirecektir.
Vay ümmetimin zayıflarına, onların elinden neler çekecekler, neler?!
O zalimlerin de Allah'ın azabından dolayı vay hâllerine!
Bunlar küçüklere acımayacak, büyüklere saygı göstermeyeceklerdir.
Hiçbir kusuru bağışlamayacaklardır.
Onlarla ilgili haberler hep çirkin ve ağza alınmayacak cinstendir.
Bedenleri insan bedeni, ama kalpleri şeytan kalbi olacaktır."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Resulul-lah buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla ilişkiye gireceklerdir.
Kızlar ailelerinin evinde kıskanılıp korunulduğu gibi erkek çocuklar da kıskanılıp korunulacak-lar.
Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da kendilerini erkeklere benzetecekler.
Kadınlar eğerlere bineceklerdir. Ümmetimden onlara Allah'ın lâneti olsun."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman
bütün bunlar olacak ve o sırada mescitler tıpkı Kilise ve Havralar gibi yaldızlanacak.
Mushaflar süslenecek, minareler uzun olacak,
saflar kalabalık, ama kalpler birbirlerine karşı nefretle dolu olacak,
dilleri farklı şeylerden söz edecektir."
Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin erkekleri altın takılarla süsleneceklerdir.
İpek ve ibrişim giysiler giyinecek, kaplan derisini alış veriş metaı hâline getireceklerdir."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada faiz çok yaygın olacak,
gıybetle ve rüş-vetle iş görülecektir.
Dinin değeri düşecek, buna karşılık dünyanın değeri yükselecektir."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulullah?" Buyurdu ki: Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada boşanmalar çoğalacak,
Allah'ın koyduğu hiçbir sınır, hiçbir hukuk gözetilemeyecektir.
Tabi, bütün bunların Allah'a bir zararı olamayacaktır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada şarkıcı cariyeler ve çalgı aletleri ortaya çıkacak,
ümmetimi, en kötü ve en şerli fertleri yöneteceklerdir."
Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu.
Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin zenginleri gezip dolaşma amacıyla,
orta hâlli olanları ticaret amacıyla, yoksulları da gösteriş ve desinler için hacca gideceklerdir.
Bu sırada bazı topluluklar,
Allah'tan başkası için Kur'ân öğrenecek,
Kur'ân'ı bir müzik melodisi, bir çalgı gibi algılayacaklar.
Diğer bazı topluluklar, Allah'tan başkası için fıkıh öğreneceklerdir.
O sırada zinadan peydahlanan çocuklar çoğalacaktır.
Kur'ân'ı teğanniyle okuyacaklar ve dünya için birbiriyle çekişecekler."
Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu.
Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada haramlar çiğnenecek,
bol günahlar kazanılacak ve kötüler iyilere musallat olacaklardır.
Yalan her tarafı kaplayacak, inatçılık insanların tipik bir davranışı hâline gelecek,
yoksulluk baş alıp gidecektir.
İnsanlar giysilerle birbirlerine karşı övüneceklerdir.
Üzerlerine yağmur mevsimi dışında yağmur yağacaktır.
Vakit geçirmek amacıyla tavla, satranç gibi oyunlar oynamayı
ve müzik dinlemeyi hoş karşılayacaklardır.
Marufu emretmeyi ve münke-ri nehyetmeyi hoş karşılamayacaklardır.
Öyle ki, o dönemde bir mümin, toplumun en zelil kimsesi hâline gelecektir.
Hafızlar ve zahitler birbirlerini kınayacaklar, fakat
her iki grup da göklerin melekûtunda 'pisler ve necisler' olarak anılacaklardır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada zengin yoksul düşmekten başka bir şeyden korkmayacaktır.
Öyle ki, bir dilenci, iki cuma arası el açıp dilenecek,
ama bu süre içinde kimse avucuna bir şey koymayacaktır."
Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,
canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,
bütün bunlar olacak ve o sırada 'Ruveybiza' konuşacaktır."
Selman dedi ki: "Anam babam sana kurban olsun, ya Resulallah,
'Ruveybiza' nedir?" Buyurdu ki: "
Halkın geneli hakkında, o güne kadar konuşmayan bir kimse konuşacaktır.
Fakat ondan sonra fazla yaşamayacaklardır.
Çok geçmeden yeryüzünden korkunç bir ses duyulacak.
Her topluluk o sesin kendi bölgelerinden geldiğini düşünecektir.
İnsanlar Allah'ın dilediği bir süre kadar bekledikten
ve kafaları üzerine yere geldikten sonra yeryüzü gizlediği madenleri dışarı atacaktır.
Yani, altın ve gümüşü." -Peygamberimiz o sırada sütunlara eliyle işaret ederek;-
"Bunlar gibi." dedi, "Ama o gün ne altın, ne de gümüş fayda verecektir.
İşte 'Onun belirtileri geldi.' ayetinin anlamı budur."
[Tefsir-ul Kummî, c.2, s.303-307]
Ravzat-ul Kâfi adlı eserde, Muhammed b. Yahya'dan

5/4/2008

BEN BABAYIM DAYANAMAM EY OĞUL

 

PDF Yazdır E-posta

 

Ömür ne çabuk ta gelip gidiyor

Namaz kılan kul borcunu ödüyor

Kur’ ana bak ayetlerde ne diyor

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Nasihat ederim sözüm tutmazsın

Akşamları Namaz kılıp yatmazsın

Umarım ki bir batağa batmazsın

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Kıyamam ben tırnağına, teline

Öncelikle sahip ol sen diline

Geleceksin Azrail’ in eline

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Emanete sahip çık derim, önce

Ehlibeyt yoludur, doğru yol bence

Ne için söylerim, bunları sence

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Yaratan ne için vermiş? Ömür ü

Yerine gelmeli Hakkın emiri

O ateş ki eritiyor demiri

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Bazı etler vardır. Haramdır, yenmez

Akılsız insana; Namaz kıl denmez

Kulluk yapmayanın gözyaşı dinmez

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Mevla’mız takvalı insanı sever

Hayırlı insanı herkeste över

Günahkârlar orda dizini döver

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Ateşte yanmanı ben ister miyim?

Sevmesem bunları sana der miyim?

Nasihat etmeden hiç gider miyim?

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

 

 

Allah akıl vermiş, idrak edesin

O akılla Hak yoluna gidesin

Baba evladına daha ne desin

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Namazla yaklaşır. Rabbe kul derdi

Kalk kızım Fatıma Namaz kıl derdi

Peygamber Miraçtan haberi verdi

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Sen mutlu olursan, bende olurum

Bu dünyada istediğin alırım

Kıyamette bende naçar kalırım

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Evladıdır bir babanın varlığı

Allah göstermesin sana darlığı

Peygamber kaldırmış bütün zorluğu

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Bu dinde bu kadar kolaylık varken

İnsan hiç kalkmaz mı? Sabahta erken

Ömür geçer gider. Kılarım derken

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

İki emanet var bunu unutma

Ehlibeyt yolundan başka yol tutma

Helal kazancına, haramı katma

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Bir şey olsa acısını duyarım

Ateşe atmaya nasıl kıyarım

Dikkate almazsan benim uyarım

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

 

Baban ne yapsın ki sen asi kulsan

Azrail gelince çok pişman olsan

Ne faydası olur saçını yolsan

Cehennem var. Bak yanarsın bey oğul

Ben babayım dayanamam ey oğul

                             Mehmet DEMİRER

2/3/2008

GEL

 

 

Nurcan KALKAN

Titreyen mum alevinde
Geceler geciyor kırk atlı ile
Ürküyorum karanlığın ayak sesinden
Gel

Gözlerinden
Düşüme güneş tut
Güller ağlıyor gel
O ağaçlı meydanda gezdir beni
Yıldızlar dibe vuruyor bak
Gel yoksa geceler kimsesiz kalacak

Vurgun yiyor sevdalar gecelerde
Dibe inmemeliyim
Ya gel
Ya dua et göğe yükseleyim

Sana yürüyorum hep
Köşe başlarını tut
Al ellerimden sana büyüttüğüm çiçekleri
Rüzgârlar yuvarlanıyor dağlardan
Gel saclarımı tut

Tahir de Zühre´;yi terketmemişti
Aşk biraz vefalı olsaydı diyorlar
Destanlar yalan yanlış
Gel bizi de yanlış anlatacaklar

Bir bir kapanıyor kapılar
Kapılar açılacaktı birleşince eller
Sen gel
Avucunun sıcağında, kırılır bütün kilitler

Üşüyorum
Yeter mi bir mum alevi ısıtmaya
Bir damla alevden medet umuyorum
Sabah ayazları tenimi yakıyor artık
Yapış yapış geceden güne dönerken
Gel
Nağmerde muhtaç olmaktan daha ağır bu ayrılık

Rast geleyim alalade
Savruk ve dağınık

Bütün pembe düşler sek sek oyununda
Tutamadım kendimi
Gel düşman belledim düşleri

Söylediğimi sandıgım herşeyi
Yerlere yazmışım meğer
Gel gözlerine yazacağım çok şey birikti

Olsaydın
Tenim ağır gelmezdi bu kadar
Uykular kesilmezdi
Yıldızlar üzerime basıp basıp geçtiler
Yoklugunda
Hepsini sırtıma yüklediler

Gel
Bu sessizlik kulaklarımı tırmalıyor
Kesildi sohbetler

Sevdiğim çiseler sağanak olsun
Sen saçak altım
Sığınıp kollarına
Sıcağınla buharlaşayım gel

Suçu sardım başıma
Tadına düşman oldum aşkların
Ben bu yüreklere yabancı kaldım
Gel korkuyorum bir başıma

Köprü altını mesken tutan evsizler gibiyim
Yetim kalmış bebekler gibi
Seçemiyorum sahibimi gel

Bir kuş ucur
Bahar gelmiş olsun seninle
Sarı sonbaharlar usandı benden
Çiçekler susadı gel

Dikenli tellere çarpıyorum
Paramparca her yanım
Bir buseni ver
Kanıyorum
Acıyorum gel

Sen gel zamanlar eskimişte olsa
Sözlerim tükenmişse umursama
Gidişin gibi
Gelişinin de tanığı olmayacak nasılsa

Gel kuşatılıyorum
Asılıyorum karanlıklarda
Ya bir parca ayısıgı gönder
Ya da gün ağaranda seviş gözlerimle
Güllerden çiğleri süpürüyorum gel

Güneşe açılacak kapılar
Yıldızlar halaya duracak
Düğünler dolanacak basımda

Kelepçeler kırılacak
Mühürler çözülecek gel

Bütün aşklar tövbe edecek
Gece ölmeyecek gel

Güller katmerlenecek
Diken dökecek güller

Köprü altları kimsesiz kalacak bu kez
Düşlerimi tutabilecegim

Mumlar gelişin şerefine yakılacak gel
Hasımlar barısacak

Karanlıkla güneş oynaşacak
Gel
Dualar kabul olacak

                                                 28. 06. 2001


GEL-II

Gökler yarılıyor gel
Güneş küskün kırgın
Güneş gök kubbe de saklanıyor
Bulutlar sarıldıkça birbirine
Başıma yıldırımlar düşüyor
Gel sanki
Yer gök tutuşuyor

Bilirsin
Korkarım göklerin savaşından
Yağmuru sevsem de
İstemem
Şimşeklerden sonra parlayan ışığı
Gel gözlerinle
Gözlerimde aydınlat karanlığı

Aşkları çevir başımdan
Avuçların yaksın tenimi
Üşüyorum güneş yok
Papatyalar yok sen gittin gideli
Usandım eksikleri saymaktan
Gel
Yansın dudaklarım nefesini koklamaktan

Bataklıklarda tüketiyorlar aşkı
Tiksiniyorum gördüğüm manzaralardan
Gel sevemiyorum kimseyi
Çıkar beni bu çamurdan
Bulutlar aşka geldi
Bütün tabiat öpüşüyor
Yer gök susamış sanki
Toprak yağmurla sevişiyor
Gel
Gözlerimden toprağa
Salkım salkım gözyaşı dökülüyor

Yer gök kurşuni
Mağrurum biraz
Biraz da karmaşık
Canım sana bir düş göndermek istiyor
Yazık ki benim rengim yok artık

Yenelim gel hasreti
Aşksızlığım şaha kalkıyor
Gözlerini gözlerime değdir
Gel
Sanki evren
Üstüme devriliyor

Büyülendim sevdana
Gözüm hiç bir şeyi görmüyor
Yalanlara kanar oldum artık
Gel
Bıktım yatmaktan dua uykularına

Sükunet çöreklendi buralara
Sesim bile duyulmuyor
Gel ıslık bile çalamam ben
Davet say şarkıları
Dön gel
Yetim bırakmayalım aşkı

İçilemeyen son sigara gibi
Dilim son sözümü
Dönüşüne saklıyor
Gel

Yeter de gel artık
Sensiz canım
İstanbul´u bile inkâr ediyor.

04. 07. 2001

23/1/2008

İŞTE BÖYLE!....

 

Yalnızlığın hicranı gönüllerde
Bilginin yabanında, kimsesiz
Gündüzünde sukuttan bihayat
Gecenin demlenen buutlarında,

Var ve yok arası günlere naat.
Şiirin mısralarında resim çizilip
Bakmalı kurumuş gözlerin hasretiyle
Göz yataklarındaki, balta girmişliğe.

Haylara hayran hasretleri yaşarken;
Aşmalı, hayli yüce dağların zirvelerini
Bilmenin bilgeliğinde, bengisu misali
Baharlara, beyaz ayazların yazgısını...

Yazarak, ya zar demeli, hey dos ya zar!
Zar denince, zar zor. Geçerek öteye
Bakmalı ki nar, kor, har ve yar,
Yar yerinde birde görünür ki!
Vusul firkat ve ar, edep ya Hu!

Meğer buymuş anlamakla görmek,
Yaşamak, hissetmek ve ermek.
İlmin sevda suretindeki hüsnünü
Sıra, örgülü saçlarıyla süsleyen
Gayretini çözümünde, gizleyen
Aşkın sabrından bihaberler...

Duymuşlardır belki, ateşi
Kerem’in Aslı’ya olan aşkında
Aşkın vuslatında ol demde har,
Keremin elinde yârin saçları var

Ne gizemki gönül kor olmuş harından
Kerem nar olmuş yarından
Hicran bir an, sanki pişman,
Halıkın mührü, her şey hayal,
İnsan sorar neymiş nasıl
Yok, olmakmış gaye asıl................

                     Varidatı-sır-yani

 

10/1/2008

Dünyanın üç ayrı yüzü vardır:

 

 

 

Birincisi, Allah’ın kudret kalemiyle yazılan bir kitap görünümündedir. İmtihana tabi tutulan insanların bu kitabı okuyarak Allah’ı tanımaları, ona kulluk etmeleri gerekir. Çünkü, her esrin bir muessiri, her sanatın bir sanatkârı, her kitabın bir yazarı olduğu gibi, şu kâinat kitabının da bir yazarı, şu hârika sanat tablolarının da bir sanatkârı, şu muhteşem eserlerin de bir sahibi vardır ki, Yüce yaratıcıdır.

 

 

İkinci yüzü:

Ahiret için mahsulatın ekildiği bir tarla, amellerin yazıldığı bir defter, imtihanın yapıldığı bir salon hükmündedir.

 

Enbiya suresindeki ayetin verdiği mesaj dünyanın bu iki yönüne dikkat çekmeye yöneliktir.

 

Bu pencereden bakıldığında ayetin mesajını şöyle anlamak gerekir:

“Bu dünya ciddi bir okuldur, bir mekteptir, bir üniversitedir..

Sakın tembellik edip de imtihanı kaybetmeyin.

İmtihan çok ciddidir,

ilave bir bütünleme sınavı da asla söz konusu değildir..”

 

Dünyanın üçüncü yüzü ise,

onun fani, geçici bir han olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Dünyanın bu yönü nefsânî, heva ve hevese bakan

bir oyun ve eğlence yeri olarak boy göstermektedir.

 

Allah’a, ahirete giden yolları tıkayan ve dolayısıyla

gayr-ı ciddi insanların oyuncağı olan bir yer hükmündedir.

 

Gerçekten bu yönüyle şu dünya

hayatı bir anlık bir lezzetten ibarettir.

Öyle gaddardır ki,

bir lezzet verse bin elem takar çektirir,

bir üzüm yedirse yüz tokat vurur.

 

Herkes bu açıdan hayatına bakarsa görür ki,

şu geçen hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçmiş,

geri kalan ömür ise bir rüzgâr gibi uçar gider.